Bir insanın yaşamındaki en acı veren anlardan birisi, arkasında bıraktığı günlerin, geriye kalan zamandan daha fazla olduğunu fark ettiği yaşa ulaştığını hissettiği andır.
Ölüm, tuhaf bir şey. İnsanlar hayatlarını sanki o yokmuş gibi yaşasa da aslında yaşamak için en büyük motivasyonları yine ölümdür. Bazılarımız, vakti gelince daha bir inatla ve öfkeyle direnerek yaşadığımızın farkına varırız. Kimisi ise bunun tam tersini fark etmek için bile yine onun sürekli varlığına ihtiyaç duyar. Fakat bir diğer tür daha vardır ve onlar bu meseleyle o kadar meşguldür ki daha ölümün zamanı gelmeden, bekleme odasına gidip beklemeye başlarlar. Hepimiz ölümden korkarız ancak birçoğumuz için asıl büyük korku, ölümün birilerini bizden alması ve bizi yalnız bırakmasıdır.
Ove tam olarak ne zaman bu kadar sessizleştiğini hatırlamıyordu. Hep sessiz biri olmuştu ama bu defa farklıydı. Belki de
daha çok içinden, zihninden konuşmaya başlamıştı. Ya da delirmeye başlıyordu ki zaman zaman bundan şüphelenmiyor değildi. Başkalarının onunla konuşmasının, zihninde onunla konuşan Sonja’nın sesini uzaklaştıracağından korkuyordu.