Bir bakıma bunalım, ruhun hakikatten uzak kalışı, daha doğrusu uzak kaldığının bilincine varışından doğar. Kimi zaman, insan, uzak kaldığını kavrayınca hakikati kovalamak ister. Kimi zaman da ondan kaçmaya çalışır. Bu kez de hakikat insanı kovalayacaktır. Çünkü, o da insan ruhunda bulmakta idrâkini. Ona muhtaç değil ama, insanın yaradılış sırrı gereği onu kucaklama genel şartında.
İnsan ve hakikat. İnsanlık tarihi bu iki kelimenin içinde yatıyor. İnsanoğlu durmadan hakikatı arıyor. Buluyor, âdeta bulduğuna inanamıyor ve yine arıyor. Kaybediyor, yine arıyor. Kimi zaman da hakikat gelip kendisini buluyor, ama, insanoğlu bunu küçümsüyor, önemsemiyor ve hâlâ gerçeği başka yerlerde arıyor.
Değişmeyen, geçmeyen, eskimeyen hakikat sistemini bırakıp geçici, aldatıcı olanın peşinden koşmayı yeğledi kimi zamanlar, kimi çağlar insanoğlu. Bu kolayına geldi de ondan. Ruh tembelliğinden. Ruh cimriliği ve pintiliğinden.
Eger Allah'ın insanlığa bir lütfû olarak tarihin içinde gizli kudretler en umulmadık zamanlarda yeni doğuşlar getirmese, geçmiş zaman bunun örnekleriyle dolu olmasa, insanlığın sonuna vardığımız rahatlıkla söylenebilir.