Akşamüzeri düşman solumuzdaki Brukin köyüne taarruz ederek orayı zapt etti ve bulunduğumuz Taşlıtepe'ye tırmanmaya başladı. Her taraftan şiddetli ateş ediliyor, düşman aldığı takviye kıtaları ile bütün cephe üzerinde tekrar saldırıya başlıyordu. Ortalık top ve duman içinde karmakarışık oldu, düşmanla birbirimize girdik. Kimse kimseyi görmüyordu. Birdenbire başım döndü ve “Ah vuruldum!” diyerek düştüm ve kendimi kaybettim. Bir müddet sonra kendime geldiğimde her tarafımı kanlar içinde görerek vurulduğumu anladım. Kalkıp çekilmek istedim fakat heyhat, kalkamıyordum. Boğazıma bir tıkanıklık geldi, öleceğim diyerek dünya ve ahireti düşünmeye başladım. Bilahare yüz kırk dördüncü alayın birinci taburunun birinci bölüğünden Mersinli Mehmed Çavuş kollarımdan tutarak kaldırdı ve biraz geriye sürükledi, Bölüğümden Kayserili Abdullah ile Osmancıklı Abdullah'ı gördüm. Sadık neferlerim hemen koştular ve beni omuzlarına aldılar. Sağ bacağım iş görmez duruma gelmiş sarkıyordu. Hiç kendine malik değildi. Abdullahların her ikisi de şehit oldular, bu sefer Mehmed Çavuş sırtına alarak beni ateş menzilinden aşırdı. Başım ve yüzüm ve her tarafım kanlar içinde kıpkırmızı idi. Bu sırada yine bizim bölükten Gümülcineli Yusuf Efendi askerlerin sırtında geliyor, gördüm. Zavallı çocuk da benim ile aynı dakikada Taşlıtepe'de karnından yaralanmış.