1929 dan 2021'e kadar birçok şey değişti. İnsanlar doğdu, büyüdü, eğitildi, belki evlendi çoluk çocuğa karıştı, savaştı ve sonra öldü. Teknoloji büyük çapta gelişti. Doğal afetler oldu ve birçok şey daha...
Tek bir şey aynı kaldı o da kadının toplum içindeki yeri! Acaba
o yer hiç oldu mu ki?
Virginia Woolf'un bu kitabını okumak diğerlerine oranla daha kolaydı çünkü ortada somut bir konu var: "Kadın ve edebiyat". Erkeklerin kadınlara yıllardır bıkmadan usanmadan sordukları "Madem bizler kadar zekisiniz, düşünebiliyorsunuz neden Shakespear'in yazdığı, Mozart'ın bestelediği gibi eserler ortaya çıkaramadınız? Neden tarihteki tüm önemli kişiler erkek?" sorusuna 'esaslı' bir cevap bu kitap.
Kadınlar olması gerekenden çok erken yaşta evlenmeye zorlanıyor, eğer zorluk gösterirse bir odaya kapatılıp 'ebeveyn dayağına' , evlendiğinde ise istenmeyen bir şekilde davranırsa 'koca dayağına' maruz kalması normal görülüyor. Kocalar kadınların sahibi, efendisi olarak görüldüğü için kendine ait bir serveti olamıyor, para kazanamıyor. Bir akademisyenden tavsiye mektubu olmadan -ki o akademisyen de bir erkek olmalı tabi ki- kütüphaneye dahi giremiyor yada çimenler üzerinde yürüyemiyorlar. Eğitime dair görebileceği tek şey 'Nasıl yürünür? Nasıl kahkaha atılır? Tatlı kaşığı nereye, çorba kaşığı nereye konur?' olmuştur. Yani anlayacağınız yine erkek için hazırlanır kadınlar. Çocuklarını, kocasını, evini çekip çevirmesi beklenen kadından ise büyük eserler neden gelmediğini soruyorlar? Şuanda okuduğumuz büyük kadın yazarların kitaplarını erkek isimleri ile çıkartmak zorunda kaldıklarını bilmiyorlar tabii hiçbiri. Toplumda arka plana atılmış birinden Shakespeare yada Mozart olmasını bekleyemezsiniz. Olay da bu aslında. Aynı şekilde desteklenmeyen iki taraftan aynı şeyleri