"Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş geçmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik çağıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem Aydınlık hem Karanlık bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu..."
Gri bulutlar kaplıyor gökyüzünü. Benim içimi ise heyecan. Çoğu insanın aksine seviyorum böyle havayı ve yağmuru, en çok da toprak kokusunu. Bu nedendendir ki güzel günlerin hep güneşli günlere atfedilmesi zaman zaman beni üzer ve saçma gelir. Yine bunu düşünürken yağmur yağmaya başlıyor. Bir süre sonra güneş, bu düşünceme alınmış olacak, bulutların arasından çıkıp geliyor. Aslında en güzel günlerin ne sadece yağmura ne de sadece güneşe atfedilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Belki de en güzel günler, her ikisinin birlikteliğinde doğacaktır. Çünkü aklıma birazdan, birlikte ebemkuşağını oluşturacakları geliyor. Dikkatle ve bu kez daha da heyecanla seyrediyorum gökyüzünü. Ama maalesef kısa denemeyecek bir süre beklememe rağmen ebemkuşağı oluşmuyor. Tam umudumu kaybettiğim anda şu düşünce beliriyor zihnimde: "Ya yanlış pencereden bakıyorsam? Bana kim dedi ki bu pencereden görüleceğini?" Koşup başka bir cepheye bakan pencereye gidiyorum. Ve evet orada gökyüzünü süslemiş rengarenk bir ebemkuşağı. Sonra dudağımda bir gülümseme ile diyorum ki kendime: "Ya hayata, olaylara da yanlış pencereden baktığımız için göremiyorsak ebemkuşağını. Doğadan öğrenecek çok şeyin var Sacide."