İnsanların çok az bir kısmı okur. Okuyanların çok az bir kısmı ciddi eserler okumuştur. Bunların çok azı gerçekten planlar yaparak, yoğun ve istikrarlı çalışarak fazla sayıda ciddi eser okumuştur. Bunların da az bir kısmı önündeki ciddi eseri tenkit ederek analitik okuma yapabilecek donanım ve cesarete sahiptir. Dişe dokunur tenkitler üretebilenlerin çok azı orijinal eserler telif edebi-lir. Bu sebeple gerçekten Cemil Meriç'in veciz şekilde ifade ettiği gibi "Her yüzyılda birkaç kişi düşünür, diğerleri ise onların dü-şündüğünü düşünür."
Örneğin "Ben falan âlime soru soruyorum, o bana soru sormuyor, bu da hiyerarşidir." gibi bir anlayış ortaya çıkabiliyor. Burada hiyerarşi ile kastettiğimiz şey Kilise'nin hata et-mez, yanılmaz, günah işlemez bir kurum olmasıdır. Dolayısı ile Kilise'nin emri Tanrının emridir. İslam'da hiçbir âlim ya da kurum böylesi bir pozisyonda değildir. Eğer Kilise, Tanrı'nın emrini ifade ediyorsa bir Hristiyan için müphem noktalar büyük ölçüde azalır. Çoğu mesele "Tanrı'nın emrine uygun olanlar ve olmayanlar" biçiminde keskin bir ayrıma kavuşur.