Bir konuşma esnasında her şeye “bidat” diyen bir kişiyle karşılaştım. Şöyle diyordu:
“Peygamberimizin yapmadığını biz niçin yapalım? Sahabenin yapmadığını biz niçin yapalım?”
Ben de kendisine şu şekilde cevap verdim:
“O hâlde Kur’an okumamamız gerekir. Çünkü Kur’an, Peygamberimiz (sav) döneminde mushaf hâlinde değildi. Mushaf hâline getirilmesi sahabe döneminde gerçekleşti. Eğer Peygamber döneminde olmayan her şey bidat olsaydı, bugün Kur’an’ı mushaf hâlinde okumamız da bidat olurdu.”
Oysa bu uygulama bidat değil; bilakis dini koruyan, muhafaza eden ve kolaylaştıran hayırlı bir yeniliktir. Nitekim İslam âlimleri, her yeniliği toptan reddetmemiş; dinde aslı bulunan, hayra vesile olan ve ibadete teşvik eden yenilikleri meşru görmüşlerdir.
Bu çerçevede, her asırda Müslümanların manevî hayatını canlı tutacak güzel hasletler ortaya çıkmıştır. Âlimlerimiz, hadisler ve İslam’ın genel ilkeleri ışığında, Müslümanları ibadete yönlendirmek, birlik ve beraberliği artırmak amacıyla bazı mübarek geceleri öne çıkarmış; bu günler zamanla “kandil geceleri” olarak anılmıştır. Bu gecelerde yapılan ikramlar, sohbetler ve ibadetler yeni bir ibadet icadı değil; mevcut ibadetlere teşvik ve hatırlatma vesilesidir.
Dolayısıyla her yeniliği bidat olarak görmek, İslam’ın ruhunu ve ümmetin tarih boyunca ortaya koyduğu ilmî ve manevî birikimi göz ardı etmek olur.