O sahici gülümsemenin, o saç örmenin, mahalle arası imalat, açıkta satılan o bayat bisküvinin, sahibinin bile henüz tam farkında olmadığı bir kalbin ülkesinde nerelere çarptığını, nerelerde yankılandığını, nerelere kazındığını Mücella hiç bilmedi, bir mevlid günü kıyama durduklarında Nazlı’nın sırtını sıvazlayan elinin izi gibi..
Oysa ölüm yaşları eşitlediğinden, daha doğrusu insanı yaşsız kıldığından, ya da onu size anlatacak olan ben onun öldüğü yaşı çoktan geçtiğimden, içimden bundan böyle ona sadece MÜCELLA demek geliyor.