O kadar körü körüne inanıyorlar ki, aklı bir kenara bırakıp ezberi kutsallaştırmışlar. Sormak yok, düşünmek yok, şüphe etmek zaten günah. Önlerine ne koyulursa yutsunlar diye ağızlarını açmış bekliyorlar çelişki mi var, mantık mı sarsılıyor, gerçek mi eğilip bükülüyor hiçbiri umurlarında değil. Çünkü sorgulamak cesaret ister, konforu bozar. Onlar konforu seçiyor. Birileri “böyle” dedi diye “böyledir” sanıyorlar yanlışla doğruyu ayırmak yerine ait olmayı tercih ediyorlar. En acısı da şu, Bu körlüklerini erdem, bu teslimiyeti sadakat sanıyorlar. Unutulmamalı ki Düşünmeyen akıl pas tutar, pas tutmuş zihinler de en gürültülü alkışı hep en büyük yalanlara yapar...
Bir şey öldü içimde, Ama korkmadım. Ne kin kaldı, ne kibir..Azrail geldi ama siyah bir gölgeyle değil, Bembeyaz bir teslimiyetle… Bir selam verdi gözlerimin ardında. “Hiçlik korkulacak şey değil,
Asıl hayat, oraya varmadan başlar.” O gün öğrendim,ölüm bir son değil. Ruhun özgürleştiği kapıymış.
Not: kendi kalemim.
" Kendime Yeniliyorum"
Dönüp duruyorum,
kendimde kaybolduğum sokaklarda. Kazandım sanırken, yeniliyorum en çok da kendime..Acizliğime kızıyorum,ama her sabah yeni bir başlangıç doğuyor zihnimde...Üşüyorum, ayaza vurmuş sabahlarda, doğsa da güneş,ısıtmıyor artık yüreğimi....
“Kalk" diyorum,
içimde ağlayan küçük kıza.
Senin senden başka kimsen yok.Kalkman gerek, eey gözlerinde umudu 15’inde kaybetmiş yetim çocuk...
Tut elimden....Bu yorgun ama güçlü elleri tut.Hayat hiç adil olmadı sana, ama sen…Sen var ettin kendini, yenilmişliklerinden...
Her defasında küllerinden doğdun, bir Simurg gibi...Yakılan bedeninin sahipsiz kalan ruhu, bugün bu bedende var oldu.
Geçmişin intikamını almaya geldin,tüm yobaz düşüncelerden.
Ve ben, ben seni çok iyi tanıyorum...Çünkü sen, benim, ben sen....
Not: kendi kalemimden..