Hakan Günday’ın Az romanı, başından sonuna kadar insanın içini sıkan ama elinden de bırakamadığı bir hikâye sunuyor. Kitapta Derdâ ve Derda’nın birbirine paralel ilerleyen hayatlarını okurken aslında sadece iki karakteri değil, insanın en kırılgan ve karanlık yanlarını da görüyoruz.Derdâ’nın çocukluktan itibaren yaşadıkları, maruz kaldığı travmalar ve sürüklendiği hayat insanı derinden etkiliyor. Onun hikâyesi daha çok çaresizlik ve zorunluluk üzerine kuruluyken, Derda’nınki sürekli bir arayış ve eksiklik hissiyle ilerliyor. İkisi de farklı yollar yürüyormuş gibi görünse de aslında aynı boşluğun etrafında dolaşıyorlar.Kitap boyunca en dikkat çeken şey, bu iki karakterin yollarının sürekli kesişecekmiş gibi olması ama hep bir şekilde bunun ertelenmesi. Okurken ister istemez bir noktada karşılaşacaklarını düşünüyorsun ve bu beklenti seni kitabın içine daha çok çekiyor.Romanın sonunda ise bu beklenen karşılaşma gerçekleşiyor. Ancak bu kavuşma, alışıldık bir rahatlama hissi vermiyor. Aksine, her şeyin bu kadar gecikmiş olması ve yaşananların ağırlığı, o anı bile eksik ve buruk hissettiriyor. Sanki karakterler birbirini bulsa da kaybettikleri şeyler çok daha büyük.Gündayin dili sert yer yer rahatsız edici ama bir o kadar da akıcı. Okuması kolay olsa da sindirmesi zor bir kitap. Az, bana iyi hissettiren değil, düşündüren, huzursuz eden ve bittikten sonra bile etkisi devam eden bir roman oldu.