İnsan yola bir kere çıktı mı, bazen nereye gittiği ya da niye gittiği önemini kaybediyor. Gitmek öyle büyük bir müptelalığa dönüşüyor ki, yolun kendisinden başka her seyi anlamsız kılıyor.
Onlar kendilerini, yerlilerin yaptığı gibi doğaya verdiler; ona boyun eğdirmeye ya da bozmaya çalışmak için değil, doğayla birlikte yaşamak için. Ve bu düşünceyi o kadar sevdiler, sevgi içlerinde öyle büyüdü ki artık beyaz adam gibi düşünmeleri mümkün değildi.
Yol uzun
Yol dumanlı
Yol kıvrılıp kalıyor dağların yüreğinde
Ayaklarım siyah, yorgun ve yalnız
Yürümek nasıl da ağır
Yürümek nasıl da tenha
Ama kuşlar uçuyor göğünde düşlerimin
Ama bahçeler yeşil
Dağ çılgın, ova sarhoş
Ben bu illerde meczup
Ben bu yolculuğun son elçisiyim
Can toprakta tohum
Can denizde kum
Başarmak istiyorum