İnsanların bende bıraktıkları yaraları kapatabilmek için bir ömür feda etmişken nasıl olur da bir başkasına delik deşik olmuş ruhumu gösterirdim? Kendi saçlarımı okşayıp teselliler mırıldanmayı yüreğim kabullenmişken beni öldüren acıların merhemini nasıl bir başkasından isterdim?
Çocukluğum, içime hapsettiğim bir idam mahkûmuydu. Eğer onun acı çığlıklarını susturmazsam yarını nasıl görecektim?
Yapamam, diyordu korkulardan yuva yapan o yanım. Yapmayacaksın, böyle yaşamayı öğrendin, kimseye anlatamazsın, diyordu. Anlatmak, yaşamaktı. O günleri bir kez daha hissetmek... Kendimi o çocukluğa gömmekti. Bunu zavallı ruhuma nasıl yapardım?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gözlerim herkesin yüzünde gezinirken ne şanslı olduklarını düşünüyordum, kimse duvarlardan aman dilemiyordu, kimse duvarlara ağlamıyordu; kimse duvarlar onların derdini dinlesin, biraz da onlara yardım etsin, imkânsızı aşıp konuşsun istemi- yordu.
Ne çok isterdim duvarların da benimle konuşmasını. Çocukluğum, evdeki sıvası dökülmüş, kirli beyaz rengini almış duvarlara bakmakla geçmişti.
Eğer uzun bir süre boş bir duvara bakarsanız hıçkırarak ağlarsanız, diğer duvarların sakladığı insanlar iç çekişlerinizi duymasın diye parmaklarınızla dudaklarınızı sımsıkı kapatırsanız bir süre sonra duvarların size acımaya başladığını hissedersiniz.
Ben hep hissederdim.
Eğer boş bir duvara, aciz bir fısıltıyla sizinle dertleşmesi için yalvarırsanız, ondan medet umup daha çok gözyaşı akıtırsanız sizinle hiçbir zaman konuşamayacağını fark edersiniz.
Ben hep fark ederdim.
Eğer boş bir duvarı gözyaşlarınızı silip güneş doğana dek izlemeye devam ederseniz çaresizliğinizi ilk kez kabullenirsiniz.
Ben hep kabullenirdim.
Ve sonra acılarınızı görse bile susan bütün duvarlara küsersiniz. Ben hiç küsemezdim.
Duvarlar...
Dilleri yoktu. Gözleri yoktu. Tenleri yoktu. Hissetmezlerdi, içinde yaşanılanları görmezlerdi, aslında bence her şeye şahit olan onlardı. Ama ne olup bittiğini kimseye anlatamazlardı. O zaman seyretmenin ne manası vardı?
Çocukluğumdan bu yana bildiğim tek bir şey vardı. Gözleri olmasa bile bizi görüyorlardı, belki konuşamıyorlardı ama suskunluklarında birçok his gizliyorlardı, kulakları yoktu ancak bilirdim ki duvarlar bizi hep dinliyorlardı.
Kötü bir yaşantının ardından geçmişin mahkûmu olup kendimize onun yükünü bindirmenin faydası yoktu, yaralarımıza merhem olacak insan yine bizdik. Belki çabuk iyileşemezdik lakin acı, hep aynı kalmayacaktı. Anılar eskisi kadar acıtmayacaktı.