Gözlerimi kapattığımda gördüğüm her şeyi yeniden görüyorum. İki tür bakış vardır: bedenin bakışı ve ruhun bakışı. Bedenin bakışı bazen unutabilir ama ruhun bakışı daima hatırlar.
Hayat hikâyelerden oluşur. İyi hikâyeler, kötü hikâyeler, mutlu hikâyeler, acı hikâyeler... Ve hayat her zaman bunların tek birinden ibaret değildir. Her hikâyenin içinde acılar kadar neşe, umutsuzluk kadar umut, çaresizlikten çok çare vardır. Ya bu hikâyeleri yaşar ve kendinize saklarsınız ya da anlatmayı seçersiniz.
Tıpkı benim yaptığım gibi.
.Sessiz olacaksam bu içimden geldiği için olacaktı Kendimi her şeyden soyutlamaya çalıştığım için değil. Hiçbir zaman Sıla gibi biri olamazdım ama belki ben de kendi karakterimin izin verdiği ölçüde rahatça iletişim kurmayı öğrenebilirdim. Bunun sadece istemekle ilgili olduğunu fark etmiştim. Hayat bir şekilde yaşanıp gidiyordu. Boş bir sayfada bir noktadan ibaret olabilirdik. Düz bir çizgi, bir eğim, yalnızca bir karalama ya da bir resim. Uzun zamandır düz bir çizgiden ibarettim. Artık bir resme dönüşmek istiyordum.
En güzel günlerin ardından her zaman bir felaket gelir. Her zaman.
Çok fazla şeker yediğiniz için hastalanabilirsiniz. Yeni bir şarkı öğrenip bütün gün haykırarak onu söylediğiniz için komşularınız şikâyete gelir. Yıldızların adını öğrenmişsinizdir ve arkadaşlarınıza bunu göstermek için can atıyorsunuzdur ama ertesi gece gökte hiç yıldız olmaz. Harika bir okul gezisinden dönmüşken babanızın ölüm haberini alırsınız. Güzel günler, peşlerinde felaketleri sürükler. Bazen gerçek bir felaket, bazen de büyük sıkıntılara yol açabilecek küçük felaketlerdir bunlar.