Hayvanlar bir yerden geçerken zarar görürlerse tekrar o yolu kullanmazlar. Biz insanlar, başımıza gelecekleri bile bile her gün aynı yolu kullanmaktan vazgeçemiyoruz. Ancak aynı yolu bir daha kullanmazsak, şansımızı nasıl döndürebiliriz ki?
"Bilirsin, güzel manzaralar görmek için çamurlu yollardan geçmek gerekir." Gülerek konuşuyordu ama söylediği şey beni düşündürdü. Çamurların içinde çırpınarak geçtiğim yolların sonunda, nihayet güzel manzaralara ulaşıyor muydum yoksa bunlar çok daha beterinin başlangıcı olan aldatıcı bir güzellik miydi?
En üzgün insanları bile mutlu eden şeyler vardı bu hayatta. Küçük, anlık şeylerin dışında benim için mutluluk kendi hayatımı dilediğimee yaşayabilmekti. Kimseye bağımlı olmadan, kimseyle alakam olmadan. Bu şekilde sahiden de mutlu olurdum ama arkadaş edinmenin daha canlandıran bir mutluluk olduğunu öğrenmiştim. Akşam evde üç beş laf edecek birilerinin olması güzeldi.
Onları önemsemenin nasıl bir şey olduğunu hâlâ hatırlıyordum. Üstüne düşen çığların ardından kopardığım belli belirsiz anılar gibi olsa da hatıralar oralarda bir yerlerdeydi. Fakat asıl hatırladıklarım önemsediğim her şeyı tek tek kaybettiğim anlardı. Hiçbir fırtına o anların hatı-rasını uzaklara taşıyamamıştı. Hiçbir çığ üstünü örtememişti. Güzel hatıralara tutunduğum zamanlar olmuştu ama bir noktada içine düştüğüm karanlığa yenilmiştim ve eskiden önemsediklerim artık canımı yakmaya, derin bir özlemin içinde savrulurken giderek içime kapanmama yol açmıştı.
Bu yüzden benim için yürümek yalnızca ardı ardına adımlar atmaktan ibaret değildi. Yürümek çaba gerektiriyordu. Önemsemeyi kabullensem bile bunu açığa çıkarmak çırılçıplak hissettiriyordu. Bazen herkesten, her şeyden öyle çok korkuyordum ki beni sağlam tutan tek şey kilitli bir kapı oluyordu. Her kapının bir kilidi, her kilidin bir anahtarı vardı elbet ama iş kendi zihninin kilitlerini döndürmeye gelince anahtarı nasıl bulacağını bilemiyordum. Anahtarının neye benzediğini bil-mediğin bir kilitten nasıl kurtulurdun ki?