Dudaklarınız ne kadar çok tebessüme ev sahipliği yapmış olursa olsun içiniz kan ağlıyorsa geriye kalan her şey değersizdi. Mühim olan insanların sizde seyrettiği değil, sizin kendinizde gözlerinizi kaçırdıklarınızdı. Kapanmayan yaralarınız, dinmeyen acılarınızdı.
Sabahları eskisi kadar erken uyanmamak artık bana dünyanın en kötü şeyiymis gibi gelmiyordu. Çünkü biliyordum ki aslında en kötü olan asıl şey, her gece başınızı yastığa kalbiniz huzursuzken koymak zorunda olmaktı, ertesi sabaha nasıl uyanacağını bilmeden gözlerini yummak, devasa bir çaresizliğin pençesinde saatlerce tavanı izlemek zorunda kalmaktı.
Hayata artık yetişemiyordum.
Geçmişteki ben, bir yolda daima yalnız yürürdü. Düşecekse düşsündü, kendi tekrar ayağa kalkar, bir süre yalpalar ancak yine de yolunu bulurdu.