İmam-ı Azam...
Bu terkibi hak eden, ilmi ve toplumsal düzeni sağlama konusundaki ileri görüşlülüğüyle İslam tarihinin, sahabe sonrası dönemin belki de en büyük İmamı.
İlimler silsilesi içinde, yeni bir sistem geliştirme yolunda, kimi görüşünü tek başına devam ettiren, ancak kuruluşuna vesile olduğu ilmin tüm ümmete mâl olduğu bir İmam.
Bu kitap; İmam-ı Azam'ın hayatına dair bilmemiz gereken hap bilgileri bize güzel bir üslupla sunuyor. Özellikle, Kitab'ul Asl başlıklarına göre yapılan Ebu Hanife'nin görüşlerinin derlemesi, İmamı Azam'ın tam bir hukuk insanı oluşunu, keskin zekasını ve kuvvetli toplum okumasını gözler önüne seriyor.
Büyük İslâm ümmeti yolundan çeşitli yorumlarla ayrılan gruplar ve itikadi fırkalar birbirlerini tekfir etme yoluna giderken Ebu Hanife bu konuda çok dengeli bir yol izleyerek tekfir kapısını büyük ölçüde kapatan bir ilke geliştirmiştir: "Kıble ehlinden hiç kimseyi [kendisi mümin olduğunu söylediği sürece] küfürle itham etmemek ve hiç kimsenin imanını yok saymamak" şeklinde ifade ettiği bu ilke ile İslâm medeniyeti farklı itikadi anlayışlara karşı tolerans fikrini hukuki bir çerçeveye oturtmuştur.
Şafii mezhebinin önde gelen ve ikinci kurucusu olarak anılan İbn Süreyc, bir kişinin Ebu Hanife hakkında ölçüsüz konuştuğunu duyunca onu yanına çağırdı ve "Sen ümmetin ilmin dörtte üçünü kendisine borçlu olduğu kişi hakkında mı kötü konuşuyorsun!" diye çıkıştı. Adam "Bu nasıl olur?" diye sorunca İbn Süreyc "Fıkıh soru ve cevaptan oluşur; soruları o kendi başına ortaya koymuştur. İlmin yarısı bu şekilde onun eseridir. Sonra soruların tümüne cevap vermiştir; rakipleri bu cevaplarda toptan hatalı olduğunu söylemezler. Onların kendisine karşı çıktıkları ile aynı fikirde oldukları karşılaştırılırsa ilmin dörtte üçünün ona ait olduğu kabul edilmiş olur. Kalan dörtte biri ise onunla diğerleri arasında müşterektir." Bunun üzerine adam söylediği sözlerden tövbe etti.