''Yaşamı bir kentte ıskalamışsan,diğerlerinde de ıskalarsın" buyuran neo-Bizans şairi Kavafis' e kandığımdandır; varsıl ve bir başıma olduğum halde İstanbul' dan firar edemedim.
Psikolojiye zararlı 100 film listesi yapmıştı rus siteleri. O zaman 25 yaşındaydım. Oturdum hepsini sabırla izledim. Nedenini bilmiyorum , ama galiba sebebi farklı şeyleri sevmemdi. Bu kitap o filmlerin toplamı gibi. Birazcık " serbian movie", birazcık "idi i smotri" birazcık da "gruz 200" bulunduruyor kendinde. Kitabda pozitif hiç bir karakter yok, hiç bir olay da. Çaresizlik hissi kitabın tamamında seni takip ediyor. Akılda kalan bir kitap. Çocuklar için savaş zamanlarının ne kadar zor olduğunun farkındayız. Özellikle de anneleri tarafından anneannesine bırakılmış çocuklar için. Kitabın başlangıcında ikiz kardeşlerden bahsediliyor ama isimleri yok. 2ci kısımda bu kardeşleri birbirinden ayırıyorlar, ama ilk başta onların gerçekten iki kişi olup olmadığını sorgulamıyorsun. Ama sonradan okumaya devam ettikçe bir kardeşin aslında hayal ürünü olduğunu anlıyorsun. Burada baş kahramanın kişilik bozukluğuna tanık oluyoruz. Adının gerçekte Lukas mı Klaus mu olduğunu sorguluyoruz. Belki de hiç biri değil. Gerçekten ne olduğunu bilmek isteği seni kitabın sonuna kadar götürüyor. Kitabın sonunda " ben şimdi ne okudum?" hissi oluşuyor. Aslında temel fikir şu: herkes sevebildiği gibi seviyor, yaşayabildiği gibi yaşıyor, bu kadar basit. Iyi okumalar