Çünkü birdenbire, belki de en önemlisini unuttuğumu anlıyorum. Kendime soruyorum, acaba bedenimin içinde karanlık bir yer mi var diye, uzak bir bölge, en önemli anılarımın üst üste yığılıp balçığa dönüştüğü bir yer.
Ama Naoko’nun yüzünün kafamın içinde böyle net bir şekilde belirmesi, zaman alıyordu. Ve aylar, yıllar geçtikçe bu süre giderek daha da uzuyordu. Acı bir şeydi bu, ama gerçekti. Başlangıçta beş saniye gerekiyordu bana, sonra on, sonra otuz ve sonunda da bir dakika. Hızla artıyordu bu süre, günbatımındaki bir gölge gibi. Herhalde çok geçmeden kendimi hepten karanlıkta bulacak, hiçbir şey göremeyecektim.