İyi niyetli, saf, güzellik timsali ama aynı zamanda savaşçı bir kadın: Elif.
Hayatın içinde yorulmuş, güveni sarsılmış Canan.
Ve kendi yaralarıyla sessizce mücadele eden Zeynep…
Bu üç kadının yolları, hiç ummadıkları bir anda kesişiyor.
Bir Dilek Üç Yürek, üç farklı hayatın, üç farklı kırılmanın ve üç ayrı yüreğin aynı dilekte nasıl buluşabildiğini anlatıyor.
Çılgın bir fikirle hayatlarına birlikte devam etmeye karar veren Elif, Canan ve Zeynep;
çektikleri tüm sıkıntıları, yaşadıkları bütün acıları birbirlerinin dostluğuyla hafifletmeye çalışıyor.
Bu roman bana şunu hissettirdi:
Kadınlar en çok, anlaşıldıkları yerde güçleniyor.
Bazı yaralar zamandan değil, yanında biri olduğunda iyileşiyor.
Zarif yaşam biçiminin giderek kaybolduğu bir dönemde, yapayalnız ama cesur bir kadının kendini bulma, hayallerini gerçekleştirme ve hayatın zorluklarıyla baş etme öyküsü.
Ortaokuldayken kitap alacak imkânım yoktu.
Kütüphaneden alır, satır satır okurdum.
O yaşta okuduğum kitapların çoğu silindi gitti ama Mehmet Âkif Ersoy’un Safahat’ındaki “Küfe” şiiri zihnimde kaldı.
Bir çocuğun sırtındaki küfe, bana ilk kez şunu öğretmişti:
Bazı yükler çocuklara ait değildir.
Ama yine de en çok onlar taşır.
O yaşta bunu anlayabilmiş olmak, bugün dönüp baktığımda hâlâ içimi sızlatıyor.
Küfe, okunan değil; insanın içine yerleşen metinlerden biri.