Artık kımıldanmadı. Yorgunluktan cidden kırılmış gibiydi ve bu yorgun tene temas etmekten çekinen öpücüklerimle saygılı, üzgün, onu uzun uzun öptüm. Hayır şüphesiz kendisine bir şey söylemeyecek, hiçbir şey kanıtlamaya kalkışmayacaktım. Bir şey bilmiyordu, hiçbir şey bilmemenin geniş, büyük mutluluğu içinde yürüyordu. Bu mutluluğundan almaya kalkışmayacaktım. Sanki bu neye yarayacaktı?... Ümitsizliğim, üzüntüm, felaketim bana kalmalıydı. Bundan bir zerre olsun ona vermeye kalkışmamalıydım. Mademki ben biricik kurban, biricik mahkumdum felaketimi, talihsizliğimi yalnız başıma çekmeliydim. O, habersiz, demek mesut, şen, özgür, hayata, kendi nazlı hayatına dönecekti. Ben kalacak burada mahpus olacak, dilsiz geleceksiz, buranın ölümden beter hayatı içinde kalacaktım.