Artık kımıldanmadı. Yorgunluktan cidden kırılmış gibiydi ve bu yorgun tene temas etmekten çekinen öpücüklerimle saygılı, üzgün, onu uzun uzun öptüm. Hayır şüphesiz kendisine bir şey söylemeyecek, hiçbir şey kanıtlamaya kalkışmayacaktım. Bir şey bilmiyordu, hiçbir şey bilmemenin geniş, büyük mutluluğu içinde yürüyordu. Bu mutluluğundan almaya kalkışmayacaktım. Sanki bu neye yarayacaktı?... Ümitsizliğim, üzüntüm, felaketim bana kalmalıydı. Bundan bir zerre olsun ona vermeye kalkışmamalıydım. Mademki ben biricik kurban, biricik mahkumdum felaketimi, talihsizliğimi yalnız başıma çekmeliydim. O, habersiz, demek mesut, şen, özgür, hayata, kendi nazlı hayatına dönecekti. Ben kalacak burada mahpus olacak, dilsiz geleceksiz, buranın ölümden beter hayatı içinde kalacaktım.
-(...)Ah deli kız, çok yanlış hareket etmişsin, ne olursa olsun, bu sersem oğlanın yakasını bırakmamalıydın. Mutlaka mesut olacaktın.
-Niçin bunları söylediniz? Benden ne istediniz? diye ağlamaya başladım.
(...)
-Göreceksiniz, onu sevmediğimi nasıl ispat edeceğim, dedim. Şiddetle kapıyı kapayarak dışarı çıktım.
(...)
- İhsan Bey, ben sizinle evlenmeyi rica ediyorum. Beni kabul ediniz, göreceksiniz sizi ne kadar mesut edeceğim, ne kadar mesut olacağız...
Her şey bitti. Artık bundan sonra kimse benim onu için için sevdiğimi söylemeye cesaret edemeyecek.
Sayfa 306 - Hatrı sayılır dost, doktor ile Feride·Kitabı okudu
Bu yalnızlığın acısı şimdiden içime çökmüş gibi gözlerim doluyordu. Munise'nin bir kelimeyle beni teselli etmesi için halimle, bakışlarımla adeta yalvarıyordum. Fakat hain kız dudaklarını büktü.
- Ne yapalım abacığım adet böyle, dedi.