Ne kadar okusan, ne kadar doldursan kendini, ne kadar entelektüel görünürsen görün, işin içine kadınlık hisleri girince her şey bir anda yerle bir oluyor. Kadın olarak artık genlerimize işlemiş bir durum var: kendini suçlu hissetme. Yaşadığın olumsuzluk ne olursa olsun, önce hemen kendini dönüyorsun, ben bir hata mı yaptım, diyorsun.
Kocan aldatır, sen yetememiş hissedersin…
Çocuk gece ağlar, sen doyuramamışsındır...
İşten kovulursun, kadın aklın yetmemiştir...
Düşük yaparsın, iyi bakamamışsındır…
Kısaca öyle ya da böyle içinize işlemiş işte, sorunu önce kendimizde aramak…
Herkes bir arayış içinde kendi kendine, olduğun gibi olmak, o şekilde mutlu olmak mümkün değil. Anlarla, durumlarla mutlu oluyorsun. Herkes kendinden ne olacağını arıyor tüm hayatı boyunca. Belki bu arayışın ta kendisidir hayat dediğimiz hadise. Bizden de beklenen tüm bu arayış içinde etik davranmamızdır. Yalan söyleme, hak yeme, tüm canlılara iyi davran; bunun dışında ara ne kadar istersen, neyi istersen ara. Bulduğunu sandığın anda ise ona tutun, olmadı mı, başka şeyi ara, buldun mu, tamam şimdi de ona tutun ama iyiliğini kaybetme.