Ahmet Korkut

Boş gözler neyi görür ki
Hayalleri solmuş, umudu yitmiş, duyguları törpülenmiş, hevesi çoktan unutulmuş, tutunacak dalı kalmamış biri nasıl yaşar, bilir misiniz? Ben bilirim… Çok yakından tanırım. O, dünyaya baktığında gördükleriyle işittikleri arasında bir bağ kuramaz. Sesler ona yabancıdır, imgeler sahte. Zaman akar ama o, akışa kapılmadan sadece varlığını sürükler peşinden. Yaşıyor gibi yapar, ama aslında yaşamaz. Asıl soru şudur: İnsan böyle bir boşluğa kendi mi düşer, yoksa görünmez eller mi usulca çeker onu bu dipsiz kuyuya? Ve daha da mühimi: Bu karanlıktan çıkabilir mi? Yoksa alışır mı, hatta belki bundan bile bir tat almayı öğrenir mi? Belki de hiçbir şey kalmamışsa bile, “En azından hüznüm var” diyerek yoluna devam mı eder...
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Yaşamak boyun eğmekse, yanlışı menfaat uğruna doğru saymaksa, İdealsiz, ruhsuz bir ömürse bana sunulan… ve eğer elimdeki tek seçenek kabullenmekse… O hâlde, bu hayata karşı son başkaldırım, beni özgürleştiren isyanımdır intiharım.
Duygu ve Düşünce
Geçmişe takılıp kalan biri değilim, sadece hislerim orada kaldı.
Duygu ve Düşünce
En büyük arzusu, hayatına büyük bir isyanla son vermekti.
Duygu ve Düşünce
Ruhsuz bir hayat yaşarken başka neye tutunabilir ki insan?
Ruhsuz bir hayatın insana sunabileceği ne vardı ki? Oysa yaşamak, ya şevkle dolup taşmak ya da bir dava uğruna ölümüne savaşmak değil miydi? Bunlar eksildikçe, hayat yalnızca bir oyalanmaya dönüşüyor, adı var kendi yok bir varoluş… Evet, ben de bu girdabın içinde savruluyorum. Şevk olmadan, mücadele olmadan insan hayatı nasıl anlamlandırabilir? Böylesi bir varoluşa gerçekten yaşam denir mi?
Duygu ve Düşünce