Hayalleri solmuş, umudu yitmiş, duyguları törpülenmiş, hevesi çoktan unutulmuş, tutunacak dalı kalmamış biri nasıl yaşar, bilir misiniz?
Ben bilirim… Çok yakından tanırım. O, dünyaya baktığında gördükleriyle işittikleri arasında bir bağ kuramaz. Sesler ona yabancıdır, imgeler sahte. Zaman akar ama o, akışa kapılmadan sadece varlığını sürükler peşinden. Yaşıyor gibi yapar, ama aslında yaşamaz.
Asıl soru şudur: İnsan böyle bir boşluğa kendi mi düşer, yoksa görünmez eller mi usulca çeker onu bu dipsiz kuyuya?
Ve daha da mühimi: Bu karanlıktan çıkabilir mi? Yoksa alışır mı, hatta belki bundan bile bir tat almayı öğrenir mi?
Belki de hiçbir şey kalmamışsa bile, “En azından hüznüm var” diyerek yoluna devam mı eder...