Modern dünyanın görünmez ipleri, bizi başkalarına benzetmek için gece gündüz çalışır. Reklamlar, sosyal medya, ve toplumsal normlar sürekli olarak üzerimize yüklenir; bireyselliğimizi çalmak için sinsice planlar kurar. Öyle ki, her birimiz bu devasa düzenek içinde kaybolup gitmekle tehdit ediliriz. Bu çılgınlığın ortasında, kendimiz olarak kalabilmek, belki de yaşamın en çetin savaşıdır.
Kendin olmak, suların tersine yüzmeyi gerektirir. Zira birey olmak, sürüden ayrılmayı, kendi yolunu çizmeyi, kendi sesini bulmayı ve ona sadık kalmayı gerektirir. Bu mücadele, başladığı anda bitimsiz bir yolculuğa dönüşür. Her gün, her an, kendi varlığımızı koruma savaşı veririz.
İnsanın varoluşsal yolculuğunda, bu mücadeleyi kabul etmek, aslında en derin cesareti gerektirir. Her birey, kendine özgü olmanın bedelini ödemeye hazır olmalıdır. Fakat bu bedel, bizi gerçekten hayatta tutan şeydir. Çünkü kendimizi kaybetmek, yaşamın kendisini kaybetmektir. Kendi benliğimizi savunmak, varoluşumuzun en derin anlamıdır.