Televizyonunun önüne yastık atıp çizgi film izlemeyi, bahçeye küçük umutların olduğu karınca hastanesinde doktor olmayı, pamuk şekerinin tadını, yere düştükçe parçalanan diz etlerinin tatlı kanamasına verilen ilgiyi ve o her yeri yamalı pantolonu, ucuz kokan yaşamı, her ekmek aldıktan sonra arta kalan parayla ceplerimize doldurduğumuz abur cubuları.. Hiç bitmeyen günleri ve bir türlü büyüyüp yetişkin olmak istediğimiz yaşları çok özlüyorum...