Dışarıya çıkınca şaşırdım, gelincik tarlası gibiydi yollar; gümüş yüzlü taptaze çocuklar kırmızı bayraklarla yürüyorlardı; sol kollarını kaldırmıştı bazıları. Yemin ediyorlardı. Çoktan öldüğünü sandığım gençliğim, gerine gerine uyandı içimde; ben de girdim aralarına, kaldırdım sol yumruğumu; onlar bağırdı, ben bağırdım. Birkaçı yanıma gelip “Yaşa baba…” dedi, sırtımı sevdi. Sevindim tabi, kuş bahçesi gibi cıvıl cıvıl oldu içim. Bir şeyler söylemiş olmak için, “Sizdenim ben evlatlar!” dedim. Kimdiler, neydiler; bilmiyordum, inan!
Neyi düşündüm, biliyor musun, geçen gün; seninle yatardım çoğu geceler. Öylesine küçücük, öylesine güzeldin ki tüyden gözleri görülmeyen, yumurtadan çıkalı birkaç gün olmuş güneş sarısı civcivler vardır ya, öyle bir civcivle yatmış gibi olurdum. Soğuksa havalar, ellerini koynuma sokar, o minnacık ayaklarını bacaklarımın arasına alırdım; uyurdun hemen. Sana baktıkça içimde bir şeyler yükselir, bana tattırdığın o inanılmaz mutluluk için Tanrı’ya teşekkür ederdim.