Şunu anlıyorduk ki gerici güçlerle savaş kolay değildi. Gericiler hele baştaki yönetimi de yanlarına aldıysa, ülke adım adım karanlığa sürüklenecekti.
İki yüz yıldır durup dururken geri kalmamıştık biz.
Laik eğitimden geçmişti bu öğretmenler. Halkımızın çağdaş yaşama kavuşması gerektiğine inanıyorlardı. Başa gelen gerici iktidarlarla bunun için çatıştılar. Gerici iktidarlar öğretmenleri kendi emirlerinde memurlar olarak görüyorlardı. Oysa ta Atatürk döneminden gelen bir gelenek vardı, öğretmen basit bir memur değildi. O geleceğimizin sahibi olan gençliğimizin yetiştiricisi idi. Türkiye’de gericilik, savunulacak bir dünya görüşü olamazdı. Gericilikten kurtulmak için kurulmuştu bu devlet. Atatürkçü öğretmen bu bilinçle yetişmişti. Ülkemizin tekrar orta çağ karanlığa döndürülmesine katlanamazdı.
Der Spiegel Söyleşisi kısa ama etkisi uzun süren bir metin. Heidegger burada sadece felsefesini değil, kendi döneminin vicdani ve politik yükünü de savunmaya çalışan bir düşünür olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle teknoloji, modern insanın köksüzleşmesi ve düşünmenin kayboluşu üzerine söyledikleri bugün bile ürkütücü şekilde güncel.
Kitabın en çarpıcı yanı, Heidegger’in bazı sorular karşısındaki sessizlikleri ve dolaylı cevapları. Bazen söylediklerinden çok söylemedikleri düşündürüyor. Bu yüzden kitap, klasik bir söyleşi olmaktan çıkıp adeta bir hesaplaşma metnine dönüşüyor.
Felsefeye ilgisi olanlar için kısa ama yoğun bir okuma. Özellikle Heidegger’e giriş yapmak isteyenler için iyi bir başlangıç olabilir; ancak onu anlamak kadar ona mesafe koymayı da gerektiren bir kitap.