İnsan herhangi bir şeyin oluş şeklini irdelemeden sonuca odaklanmaya başlayalı yıllar olmuştur. Yıllar bu duruma ‘sonuç odaklı hareket’ dememizi baskılamıştır. Sonuç, kapital düzenin bize ‘sağlamış’ olduğu kibirdir. Kibir, tüm semavi dinlerin söz birliği sağladığı önemli günahlardan olup insanı bencilleştirir. En üstte olmak için muktedir olmak vicdanlı olmaya tercih edilmektedir. Tercihen her zaman tüm oluş şekillerinin mübah sayılması kabul edilmiş ve adına ‘kararlılık’ denmiştir.
Zamana bıraktığım hiçbir şey kendi istediğim anlamda düzelmedi. Benim zamana bıraktığım her şey ellerimden kayıp zamanın oldu. Zamana bıraktım ve o da aldı gitti.
Yaşadığı yüzyılı uzun sanan, son kullanma tarihine sahip olduğundan habersiz insanların yaşadığı, zavallı bir dünya topluluğu. Zaman kavramından yoksun ve algısından uzak, bunu tanımlamaya çalışmak günahıyla cezalandırıldığının farkında olmayan dünya topluluğu.
Ağlamaya başladı. Teselli edilmesi gereken ya da dur sen yanlış yapmadın denilecek bir durumu yaşamıyordu. Tam tersi. Aslında kendiyle hesaplaşıyordu, acısını iliklerine kadar hissederek kendini tanımanın verdiği aydınlıkta yapıyordu bunu. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Arkadaşımla ikişer biramızı içtikten sonra, bulunduğumuz mekândan çıkıp sakin, mutlu ve sessiz bir yürüyüş yapacaktık avare şekilde. Sonra bunu sık tekrarlayalım diye birbirimizi tembihleyecektik. Ve elbette tekrarlamayacaktık.