Cihan Pehlivanı Yaşar Doğu, Türk milletinin gururudur ama biz Samsunlular için apayrı bir övünç kaynağıdır. Vakti zamanında adının Spor Salonlarına, bazı mahalle, sokak ve dahi yüksek okullara verilmesi bu hafızanın taze tutulmasına da sebep olmuştur.
Şimdi bilemiyorum, ben size kitabı mı anlatsam yoksa doğrudan Yaşar Doğu’yu mu? Önce kitaptan başlayayım. Ahmet Seven, bu kitapla başta Kavaklılar olmak üzere biz Samsunluların da memleket şerefini kurtarmıştır. Çünkü bu toprakların yetiştirdiği en büyük sporcu olan Yaşar Doğu ile ilgili bugüne kadar iki kapak arasına yerleştirilmiş elle tutulur bir kaynak yoktu. Maalesef bizde tarih yapılır ama tarih yazılmaz!
İşte Seven tam da bu ciddi açığı gidermiş. Kitabın klasik tabirle bir ‘kopyala yapıştır’ olmadığını görmek de beni hayli sevindirdi. Edebiyatçı titizliği ile bölümlenmiş ve adeta bir belgesel hatta bazen roman tadında yazılmış. Bu nedenle hacimce fazla olmasına rağmen kendini okutabilen bir kitap.
Şimdi gelelim Yaşar Doğu’ya. Kitabın bize anlattığı şeylerden yola çıkarak ondan söz edelim.
Yaşar Doğu’nun ataları 93 Harbinde Kafkasya’dan hicret ediyorlar. Dindar bir ailenin ferdi. O doğmadan önce Balkan Harbi için giden babası Osman Çavuş, köye geri döndüğünde oğlu henüz 5-6 aylıktır. Bu sefer de Dünya Savaşı için çağırılır. Muhtemelen Sarıkamış Cephesinde şehit düşer ve geri dönemez. Küçük Yaşar bir şehit çocuğudur –ki yıllar sonra tabiri caizse hem atalarının hem de babasının öcünü Prag’daki final maçında şımarık bir Rus güreşçiden çok acı bir biçimde alacaktır. Çok sevdiği anası ile birlikte Karlı’dan Emirli’ye, baba evine giderler ve orada ilk hocası da olacak olan dedesinin himayesinde büyür.
Herkes güreşçi olur ama herkes pehlivan olamaz düsturu vardır. Bu anlamda güçlü olmak, iyi güreş tutmak yeterli