“ünlü Fransız şair Ester” yazmıştır. Şöyle demektedir:
“Hepimiz öleceğiz, herkes ölür. Bazen rüzgârda savrulacak hatıralar kalır geriye, bazen de unutulmaz eserler. Elinizdeki bu roman, bir zamanlar çok sevdiğim bir adam tarafından kaleme alındı. Delice bir aşka, görkemli bir ideale, kaybedilmiş bir vatana adanmış, fırtınalı bir hayattı onunkisi. Doğru muydu bilmiyorum ama büyük bir samimiyetle yaşanmıştı. İşte o hayattan sadece bu satırlar kaldı geriye… Tortusu genzi yakan bir roman…”
“Pek sıkı fıkıydınız burada,ne oldu? Paris mi ayırdı sizi yoksa Dersaadet mi? Yine ağzımı açmama fırsat vermedi:
“Onu bilir onu söylerim. Başka şehirler tehlikelidir, hele büyük şehirler çok tehlikelidir. Kalabalıklar, ışıklar, şatafat ne akıl bırakır insanda ne fikir... Ne sadakat kalır ne vefa...”
Çadıra giderken Arap giysileri içinde saçı sakalı birbirine karışmış bir adamla karşılaştık. Anında sarmaş dolaş oldular Basri Bey’le. Kısa bir hoşbeşten sonra görüşmek üzere diyerek ayrıldılar. Biz yeniden çadıra yönelirken kulaklarımıza fısıldadı Basri Bey:
“Yiğit adamdır Eşref, çok da kabiliyetli bir fedai. Kendisi Çerkez, evet, adı Eşref...
Kuşçubaşı Eşref...”
“Ölüm Şehirlerimizi kaybetmekle başlar” Kim söylemişti bu cümleyi hatırlamıyorum, ne yazık ki doğru.. Doğru lakin eksik.
Ölüm, şehirlerimizi kaybetmekle başlar, vatanımızı kaybetmekle neticelenir.