"O siyah ağızları kapayan tıkacı çıkarınca ne olmasını bekliyordunuz ki? Size övgüler düzeceklerini mi? Babalarımızın güç kullanarak yerlere eğdiği bu başlar kalkınca, gözlerinden hayranlık okuyacağınızı mı sanıyordunuz?"
İçlerine ustalıkla korku, aşağılık kompleksi, ürperiş, boyun eğiş, umutsuzluk, uşaklık aşılanmış milyonlarca insandan söz ediyorum.
AIMÉ CÉSAIRE, Sömürgecilik Üstüne Konuşma
Türkler, Türklüğün konuşma, düşünme, duygulanma ve davranma biçimlerini eğitim, sosyalleşme, performans ve stratejilerle içselleştirmiş oldukları ölçüde, bu biçimleri Türklük halleri olarak yaşarlar , yani o biçimleri bilincinde olarak deneyimlemezler. Suyun içindeki balık gibidirler, suyun ağırlığını ve varlığını hissetmezler. Suyun içinde olduğunu fark etmedikleri gibi, akıntıyla birlikte yüzdüklerini de fark etmezler. Açılan kapılardan kolayca geçildiği sürece, kapıların önemi fark edilmez; kapıların içeri alma işlevinin olduğu gibi dışarıda bırakma işlevi de olduğu görülmez. Fakat suyun dışında olan kişi suyun farkındadır ve suya girdiğinde suyun kurallarını düşünerek girer; akıntıya karşı yüzen kişi akıntının farkındadır, çünkü akıntı engelleyici gücüyle kendini sürekli hatırlatmaktadır; kapıların yüzüne kapandığı kişi de kapıların dışlayıcı işlevinin farkındadır. İmtiyaz görülmediği sürece, konuşma, düşünme, duygulanma ve davranma biçimlerinin imtiyazlarla olan yakın ilişkisi de görülmez. İmtiyazsızlar ise, Türklük imtiyazları ile Türklük hâlleri arasındaki bağlantının bilincindedirler