Tanzimat devrinde, hatta XIX. yy. sonuna kadar felsefi yayın sanılanın aksine fazla değildir. Buna karşılık
Tanzimat dönemi, klasik İslami eserlerden ve Şark klasiklerinden yapılan tercümelerde ve matbaa aracılığıyla bu eserlerin geniş kitlelere ulaştırılmasında bilinenin tersine adeta bir patlamaya tanık olmuştur. 1839'dan sonraki dört senede basılan çok sayıda kitaptan şunlar, canlanan kültürün hangisi olduğu hakkında bir fikir verebilir: "Ahlâk-ı Ahmedî, Dürr-i Yekta, Tarikat-1 Muhammediye, Altıparmak, Ravzatü's-Sefa, Molla Cami, Fenari Haşiyesi, Mülteka, Birgivî Şerhi vb." (Türköne, 1996). Bu tip tasavvuf, kelam, fıkıh türünden eserlerin tercüme ve telif yoluyla halka kazandırma yolunda ciddi gayretlerin ortaya çıkmasının arkasında, Batı etkisine bir tür karşı koyuş mantığı olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Ancak, konumuz açısından meseleye yaklaşıldığında dikkat edilmesi gereken nokta, bu tür gayretler sonucunda ilmi ve felsefi tefekkürün, medrese dışına çıkarak daha geniş kitlelere taşınmış olmasıdır