Sare

Derinden söyleyebilirim ki resim dokunmanın görünür hale gelmesidir. Fırça, herhangi bir araç gibi, kolun ve elin uzantısıdır. İçinde sinirler olmasa da, elimize alıp kullandığımızda kıllar ile tuval arasında ne olduğunu son derece kesin biçimde hissederiz.
Sayfa 69 - Yves·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Resim gözlerimize konuşur ama aynı zamanda ellerimize konuşarak dokunma duyumuzu uyarır. Öyle değil mi? Hayatta gördüklerimiz ve izlediklerimizin büyük bir kısmına dokunmak mümkün değil. Resim sanatına vergi olan özellik de böyle dokunulmaz şeyleri resme bakan izleyicinin muhayyilesinde dokunulabilir hale getirmesidir. Önümüzdeki bir şeyleri çizerken, çizim yapan elimiz sık sık gözlerimizi yönlendirir. Gözlerimiz aldığı emri izler.
Sayfa 67 - John·Kitabı okudu
Merak etmeye başlayıp kendime soruyorum: Dokunma -dokunma duyusu- ile resim sanatı arasındaki ilişki nedir?
Sayfa 67 - John·Kitabı okudu
Bir ağaç, bir taş, bir çiçek -çizme edimiyle baktığımızda okumaya çalıştığımız bir "metin" haline gelebilir. Bilinmeyen bir dilde, sözsüz bir dildeki metin. Kağıda uyguladığımız çizgiler, gölgeler ve renklerle bundan bir biçim çıkarmaya çalışırız. Adlandırılmamışın çevirmeni olarak çizimci… Sözcüklerin hissettiklerimizi -örneğin bir çiçeğin karşısında hissettiklerimizi- ifade etmekte çoğu zaman kifayetsiz kalması şaşırtıcı olmasa gerek o halde. Keza sanat üzerine yazılanların çoğunun facia olması da. Yanlış anlaşılma ta başından beri orada olabilir: Şeyleri tanımak için adlandırmamız gerekir ama adlandırarak başta birleşmek istediğimiz şeyden ayrı düşeriz. O halde evet, bir çiçek çizimi rasyonalitenin hakim dili karşısında bir rahatlama, direnme biçimi olabilir.
Sayfa 63 - Yves·Kitabı okudu
Gördüğümüz nesnelerin maddeselliği yanılsamadır. Bu anlamda bir taş ya da masa doğası itibariyle gökkuşağından farklı değildir. Nesneler aynı akışın parçasıdır. Bu yüzden "dolu" ile "boş" arasındaki ayrımımız meşru değildir: Her şey bir boşluk, "hiçlik" alanı üzerinde hoplayıp zıplar. (Manet'nin "boşluk" önünde duran çiçekleri gibi.) Resmin bir düşünme biçimi olduğunu öne süren Dubuffet'yi takiben, ressamın, varlıkları onları çevreleyen boşluğun parçası olmaya davet etmesi, taşıması gerekir, onları süreğen hiçliğin meskeninde ağırlaması gerekir. Ressam bunun yaparak düşünceyi olağan sınırlarından azade eder. Zihin de "anlaşılamaz"a girebilir böylelikle - sanırım senin "hammadde" dediğin şeye. Yine bu bölgede bir dil buluruz, söz öncesi bir dil: İsimsizin alanıdır bu.
Sayfa 62 - Yves·Kitabı okudu