Uzun süredir listemde olan, getirdiği sesten kaynaklanan beklentimi yüksek tutan bir kitaptı ama ne yazık ki beklentimin çok altında kaldı. Neden "Muhteşem" denildiğini anlayabiliyorum ama benim için pek de muhteşem bir okuma deneyimi olmadı.
Benim kişisel deneyimim olarak bana haz veren bir kitap olmadı maalesef. Anlatımı akıcı olduğu için sayfaları çevirmekte zorlanmadım ama hikayenin içine bir türlü giremedim. Olayların Nick'in gözünden, gözlemci bakış ile anlatılması hikayenin içine giremememe neden oldu. Muhtemelen yazar tarafından Nick gibi hissetmemiz için bilinçli yapılmış bir anlatım tercihi ama bu tercih benim karakterlerle bağ kurabilmemi zorlaştırdı. Ben kendi okur profilim olarak karakterlerin iç dünyalarına girmeyi ve onların gözünden okumayı, karakterlerle bağ kurmayı daha çok seviyorum. Bu romandan kendimi uzak hissetmemin nedeni de buydu. Olaylar oluyor içine giremiyorum çünkü içinden okumuyorum... bu romanı ilahi bakış açısı ile okumayı tercih ederdim çünkü Gatsby'nin zihnini doğrudan görmüyoruz, Daisy'nin gerçek duygularını bilemiyoruz. Sadece olayları dışarıdan gözlemleyen bir okur oluyoruz. Aynı Nick gibi...
Edebiyatta önemli bir yeri olmasını anlayabiliyorum çünkü kitap 1920 zamanlarını anlatıyor ve o zamanlar için eleştirisi erken denebilecek güçlü bir eleştiri ve karakterlerin hepsi neredeyse bir şeyin sembolü. Romanın temelinde "Amerikan Rüyası" eleştirisi var. Çok çalışarak herkesin başarıya ulaşabileceğini savunan bir düşünce. Ancak romanda her zaman bunun olmayacağı anlatılmış. Zenginlik mutluluk getirmiyor ve toplumdaki sınıf farkları tamamen ortadan kalkmıyor... Bu eleştiri bana Martin Eden'ı hatırlattı. Belki de çağı için gerçekten üst bir romandır ama her şeyi bu kadar hızlı tükettiğimiz bu çağda bana sıradan geldi.
Gatsby'nin