Ebru Hureyre, bir gün çok acıkmıştı. Açlıktan nerdeyse iki büklüm olmuştu. Yiyecek bir şey bulamamıştı. Fakat bunu kimseye söyleyemiyordu. Güzel Peygamberimiz yanından geçerken Ebu Hureyre’nin halinden günlerdir aç olduğunu anladı. Sevgi dolu sesiyle: “Ebu Hureyre! Haydi benimle gel.” dedi. Ebu Hureyre güçlükle doğruldu. Peygamberimizi takip etti. Birlikte Peygamberimizin evine girdiler. Ortada bir kap süt vardı. Peygamberimiz ona, “Haydi git Suffa’daki arkadaşlarını çağır. Onlar da gelsin.” dedi. Ebu Hureyre hemen arkadaşlarını çağırdı. Bir yandan da kendi kendine şöyle diyordu: “Tabaktaki süt çok az. Ancak beni doyurur. Suffa’dakiler de en az benim kadar açlar. Bu süt hangi birimize yetecek?” Birlikte Peygamberimizin evine gittiler. İzin alıp oturdular. Güzel Peygamberimiz Ebu Hureyre’ye şöyle dedi: “Ebu Hureyre! Sütü al ve arkadaşlarına ikram et!” Ebu Hureyre süt kabını aldı. Herkese tek tek ikram etti. Bir yandan da sütün biteceğini ve kendisine kalmayacağını düşünüyordu. Herkes sütten doya doya içmişti. Kabın dibinde azıcık süt kalmıştı. Sonunda Ebu Hureyre elindeki süt kabını peygamberimize uzattı. Sevgili Peygamberimiz ona bakarak gülümsedi: “Ebu Hureyre” dedi sevgiyle. “Buyur Yâ Resulullah” “Süt içmeyen bir ikimiz kaldık. Otur sen de iç.” Ebu Hureyre oturdu “Bismillah” dedi ve sütü içmeye başladı. Sütü kana kana içti, içti… Fakat süt bir türlü bitmiyordu. Ebu Hureyre’nin karnı doymuştu. Fakat Peygamberimiz ısrarla “İç daha iç” diyordu. Sonunda Ebu Hureyre şöyle dedi: “Allah’a yemin ederim ki artık içecek yerim kalmadı.” Bunun üzerine Peygamberimiz “O halde kabı bana ver.” dedi. Ebu Hureyre süt kabını Peygamberimize uzattı. Peygamberimiz besmele çekerek arta kalan sütü içti ve Allah’a şükretti. Diğer Suffa öğrencileri gibi Ebu Hureyre de şaşkındı. Kendisine bile
Balıkçıların bir çoğunun iri ve sivri bir burnu vardı. Başlarında kukuleta gibi külah takılıydı. Ayaklarına uzun, lastik çizmeler giymişlerdi. Elleri ise ağ atmaktan ve deniz suyundan nasır tutmuştu.