"İnsanlar bilmiyor; insanların O'nu zikretmesine O'nun ihtiyacı yok. O, hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır. Buna bizim ve hatta tüm yaratılmışların ihtiyacı var. Hele ki namaz, namaz kılmayanlar nasıl da nasipsiz. Diyorlar ki "Ben namaz kılmıyorum.' Ya da bin bir bahane üretiyorlar 'Kılamıyorum,' diye. Oysa bir dönüp baksalar, sorsalar kendilerine; ben nasıl hâl içindeyim ki Allah beni huzuruna kabul etmiyor? Senin yaratıcın, her şeyin sahibi, varlığının sebebi sana gel diyor, gel kulum ve sen gitmiyorsun. Eğer bu kadar nasipsiz olmasaydın O'nun huzuruna koşa koşa giderdin. Bu hâl, şifa denizinde bir geminin içinde hiç suya dokunmadan yaşayıp, o denizin hiçbir nimetinden faydalanamayan bir insanın hâli gibi. Sıcak güneş altında geçirdiği buhranlara rağmen denizin suyuna dalıp ferahlamayanın hâline ne denir?"
Fakat rızık sadece ekmek, su ya da nefes değildi. Rızık bazen güzel niyet, bazen güzel bakmak, bazen talip olmak, bazen güzel ahlak, bazen de aşkın kendi olabiliyordu.
"Insanın ruhu, kalbi öyledir ki, kişi nefis ve şeytana galebe çaldıkça önündeki perdeler bir bir açılır.
Allah insanı en güzel şekilde yarattı. Yine insan öyle bir mahluk ki kendi içindeki cevheri bilseydi Allah'a hamd etmekten kendini bir an bile alamazdı,"