Herkes alçakgönüllüydü. İlk
kez olarak, sevdiğinden ayrı düşmüş olanlar, uzaktaki kişiden söz etmekten,
herkesin kullandığı dili kullanmaktan, ayrılıklarını veba istatistiklerini
andıran bir açıdan değerlendirmekten kaçınmıyorlardı. O zamana kadar,
çılgınlar gibi acılarını toplumsal felaketten ayrı tutmuşken şimdi duygusal
karmaşayı kabulleniyorlardı. Belleksiz ve umutsuz, şimdiki zamanın içinde
yerlerini alıyorlardı. Gerçekte, onlar için her şey şimdiye dönüşüyordu.
Şunu belirtmek gerekir, veba sevme gücünü ve hatta dostluk duygusunu
herkesin elinden almıştı. Çünkü aşkın biraz olsun geleceğe gereksinimi
vardır ve bizler için kısa anlardan başka bir şey yoktu artık.
Tabii ki bunların hiçbiri mutlak değildi. Çünkü bütün ayrı düşmüş
olanların bu duruma düştükleri doğruysa eğer, hepsinin bu duruma aynı
anda gelmediğini ve bu yeni tutum içine girdikten sonra şimşek gibi ani
aydınlanmalarla geri dönüşlerin hastaları daha genç ve daha acı veren bir
duyarlığa ittiğini de eklemek yerinde olur. Vebanın durmuş olmasıyla ilgili
herhangi bir tasarı oluşturdukları şu eğlence anları gerekiyordu. Durup
durduk yerde ve herhangi bir rastlantı sonucu nedensiz bir kıskançlığın
ısırığını hissetmeleri gerekiyordu. Başkaları da ansızın yeniden doğmuş gibi
oluyor, haftanın bazı günlerine, doğallıkla pazara ve cumartesi öğleden
sonrasına özgü uyuşukluktan sıyrılıyordu, çünkü bu günler uzaktaki kişinin
olduğu dönemde yapılan bazı törenlere ayrılmıştı. Ya da gün bitiminde
kendilerini saran bir melankoli her zaman doğru çıkmasa da, belleklerinin geri döneceğini onlara duyuruyordu. İnananların vicdanlarıyla hesaplaştıkları saat olan akşamın bu saati, boşluktan başka sorgulayacak hiçbir şeyi olmayan tutsak ya da sürgün kişiye zor gelirdi. Onları kısa bir süre kendine bağlardı, sonra bu insanlar