Reşat Nuri Güntekin'in Miskinler Tekkesi'ni okurken, S. Zweig'in bir yankesiciyi anlattığı Beklenmedik Karşılaşma isimli öyküsü aklıma geldi. Evet, Zweig, benim sevdiğim bir yazar ve yine evet, anlattığı insanlara dair psikolojik gözlemleri de çarpıcı. Miskinler Tekkesi'nde bir dilenciyi anlatan R. Nuri, çocukluk, aile,toplumsal koşullar içinde bu kişiliğin oluşumunu, yaşamını diyalektik bir biçimde ilmek ilmek örmüş. Okurken, ne kadar "gerçek" bir tip olduğunu hissediyor ve hiçbir şeyi yadırgamıyorsunuz. Ve bunu, kısa bir hikaye formatında değil bir roman formatında yapıyor. Okurken, ister istemez aklıma gelmiş ve aradaki fark bana"S. Zweig, R. Nuri'nin getir götürünü yaparmış" dedirtti. Kitaplarını okudukça, O'nun, yaşadığı koşullar içinde insanı bu kadar güzel tahlil eden, bu kadar güzel anlatan bir yazardan daha fazlası, bir filozof olduğunu düşünmeden edemedim. Geç kalmış olmaktan dolayı da R. Nuri şahsında okumadığımız, geç kaldığımız bütün yerli yazarlarımızdan özür dilemeyi bir borç ve görev biliriz.
O kadar çok seviştiğimizi, o kadar iyi anlaştığımızı söylerken birbirinin istediğini söylemek, istediği gibi görünmek mecburiyetinde olan iki teklifli misafire benziyorduk.