(Narsistik kendilik bozukluğu için) gelişimsel duraklamanın kökeni (yaratılış ve kader etkilerinin dışında) annenin o evrenin coşkusunu yaşayan çocuğu "aynalama başarısızlığına" dayanır. Örneğin anne çocuğunun ikmal girişimlerini desteklemez veya çocuğun gittikçe daha özerk şekilde kendisinden uzağa doğru hareket etmesinden coşku duymaz. Ayrıca çocuğun aşırı derecede idealleştirilerek ona düşkün olunması da benzer bir etkiye yol açar. Ya fazla erkenden çok fazla vermek, artık çok geç olduğunda yetersiz vermek ya da ikisinin de tutarsızlığı zarara neden olan olgulardır.
Cevaplanması gereken soru ise narsisistik kişilik bozukluğu için kısa süreli tedavi yaklaşımı kullanılmalı mıdır ve kullanılıyorsa faydalı bir kısa süreli tedavi yaklaşımı ne olmalıdır. Bir terapistin akut ayrılma stresi nedeniyle çöken narsisistik savunmaları uygun aynalama tepkileri ile veya bazen sadece dinleyici olarak onarabildiği sık sık görülmüştür. Birçok klinisyen, narsisistik hasta narsisistik dengelerini onarmak için onları kullandığında kendilerini herhangi bir iş yapmıyor gibi hissedip bundan suçluluk duymaktadırlar. Bu çalışmaların çoğu deneysel olmasına rağmen birçok narsisistik hasta bir-iki yıl boyunca haftada bir seanslık terapi gördükten sonra davranışlarını değiştirebiliyor, semptomları azalıyor, yıkıcı eyleme vurmaları ve duygulanımları ketleyebiliyor ve daha adaptif şekilde işlev görebiliyorlar.
Borderline hastanın antisosyal davranışı genellikle ergenlik çağında başlar veya hastanın aile içinde bağımlı ve regresif bir pozisyonda kalmasına neden olarak ya da bir akran baskı grubunun bir parçası olmasını sağlayarak nesne ilişkileri kurmak için yapılan girişimleri temsil eder. Her iki durumda da hedef çocuksu (bebeksi) bağımlılık ve kabuldür.
Borderline hastada tezahür eden aktarım psikozu kendini, seans sırasında terapistle hastanın hayatındaki diğer önemli insanlar arasındaki ayırımın bulanıklaşması şeklinde gösterir; en çok rastlanan örneklerden biri terapistin "anne" ile veya anneyi "saldırgan" olarak temsil eden ona ait nesne sembolü ile karıştırılması, aradaki farkın bulanıklaşmasıdır. Bu tarz bir sanrısal yanlış tanıma veya paranoid sanrı, şizofrenik süreçte meydana gelen kendilikle nesne arasındaki otistik bozulmadan oldukça farklıdır.