her şeye rağmen hayata yeniden başlanır mı?
yazar, öyle bir evren yaratıp inşa etmiş ki bu kitapta sayfaları arka arkaya çevirmeden duramıyorsun resmen. çünkü bu evren; güneş patlamasıyla birlikte meydana gelen bir sürü felaketler, depremler kısacası bir kıyamet evreni... ve bütün bu olanların ardından sağ kalabilen insanların hayatını ele alıyor.
dünya, artık eski dünya değil. insanlar da.
konu oldukça ilginç... dünya değişip her şey yerle bir olunca düzen hükümeti devreye giriyor ve insanları bir arada toplayıp yaşatmaya çalışıyor. fakat bu yaşantı öyle tuhaf ki. yasaklar, muhafızlar, kurallar her bir yerde. kimsenin bir adı yok. herkesin bir numarası var. düzen hükümeti başka türlüsünün güç olacağına inanıp insanları bir arada tutmanın belli başlı bir kaideleri olması gerektiğine inanıyor ve bunu yapıyor da. öyle ki, insanlar birbirleriyle bile konuşamaz oluyorlar. kimse kimseyle muhattap bile olmadan bir robot gibi her gün aynı şeyi yapıyor. insanlar içlerine o kadar çok kaçıyor ki, onlar bile farkında olmadan bu durumu normalleştirip hayatlarının bir parçası haline getiriyorlar. onca yıkıma ve acıya rağmen hayatta kalan bu insanlar kurulan bu yeni düzene ayak uydurmaya çalışıyorlar.
sayfaları çevirdikçe anlıyorsun ki aslında bu kıyamet, planlanmış bir kıyamet. insanoğlunun ne kadar ileri gidebileceğini, sonuçlarının neler olacağını, bu sonuçların nelere mal olup neleri yok ettiğini şoklar içerisinde okuyorsunuz. yazarın da satır aralarında dediği gibi, “insanın doğasında bozmak vardı hep.”
ve ekliyor yazar. “bedeninin ya da zihninin bir adım ötesi bile korkunç bir yer olabilir.”
yazar haklı. bu dünyada her şey korkunç. yeni dünyada, düzen hükümetinin kuralları doğrultusunda bir fabrikada çalışıyor insanlar. felaketlerden kurtulanlar yeni dünyada, yeni