… evini, dünyanı, hep başında oturduğun ve içindeki birkaç çiçekle mavi kristal vazonun durduğu çalışma masanı, dolaplarını, tablolarını ve kitaplarını gördüm. Hayatına sadece hırsızlar gibi hızlı ve kaçamak bir bakış atabilmiştim, çünkü sadık uşağın Johann eşyalarına dikkatle bakmama asla izin vermedi, ama ben tek bir bakışımla bütün havayı içime çekmiş ve hem uykuda hem uyanıkken gördüğüm seninle ilgili uçsuz bucaksız hayallerim için gerekli besini toplamıştım.
Bu hızla geçen bir dakika, çocukluğuma dair en mutlu anımdı. Sana, beni hiç tanımayan sana anlatmak istediğim anım buydu işte, böylece hayatımı sana nasıl bağladığımı ve nasıl yaşadığımı artık iyice anlayabilirsin.
Biliyorum, sana burada anlattıklarım anlamsız heyecanlardan, çocuksu budalalıklardan başka bir şey değil. Bunlardan utanmam gerek belki de, ama utanmıyorum, çünkü sana olan aşkımın en temiz, en saf ve en tutkulu hali işte böyle zamanlarda yaşandı. O zamanlar seninle, beni tanımayan seninle nasıl yaşadığımı saatlerce, hatta günlerce anlatabilirim, çünkü sana merdivenlerde her rastladığımda ve bu rastlantıdan kaçışım olmadığında, sırf o korktuğum yakıcı bakışlarından yükselen ateşin beni kavurmaması için, tıpkı suya atlarmış gibi başımı öne eğer ve yanından koşarak uzaklaşırdım.
Yine de bütün zamanımı, yalnızca seni bekleyerek ve gizlice gözetleyerek geçiriyordum. Kapımızın üzerinde senin kapını görebildiğim, ufacık, yuvarlak bir pirinçten kapı deliği vardı. Bu kapı deliği -hayır, lütfen gülme sevgilim, bugün bile bu yaptığımdan en ufak bir utanç duymuyorum!- benim dünyaya açılan gözümdü sanki. Orada, o buz gibi antrede beklerdim, üstelik annemin kuşkularını üzerime çekmekten de korkardım. Buna rağmen aylar, hatta yıllar boyunca elime bir kitap alıp, tüm öğleden sonralarını pusu kurarak geçirirdim, bir kemanın teli gibi gerilir ve varlığını ne zaman yakınımda hissetsem tir tir titrerdim. Hep senin etrafındaydım, hep heyecanlı ve hareketliydim, ama sen cebinde taşıdığın, saatleri senin için sabırla ölçen, yürüdüğün yollarda sana kimsenin duymadığı nabız sesleriyle eşlik eden ve telaşlı bakışlarını, tik taklayan saniyelerin sadece milyonda birinde yönelttiğin saat yayını ne kadar fark ettiysen, beni de o kadar fark ediyordun.