Bir anne kız hikayesi. Kaybedişler, terk edilişler ve ayrılıklar üzerine. Kitapta beni en çok etkileyen kayıplar oldu. Süreyya' nın, Rıdvan'ın, Çeşminaz Hanımın, Mesude'nin kayıpları...
İnsan bu kadar kayıptan sonra yolunu kaybetmeden hayata devam edebilir mi?
Tekrar mutlu olabilir mi?
Süreyya'nın dendiği gibi " Bu duyguyu yaşamayan birinin anlaması mümkün değildir. Bu öyle bir haldir ki, en güzel en mutlu anınızda bile yakanıza yapışıp sinsi sinsi didikler sizi. O anı paylaştığınız birilerinin, sevdiklerinizin sizi terk edeceğini, bir gün çekip gideceğini düşünmeye başlarsınız. Sonra dudaklarınızdaki gülümseme donuklaşır. Sadece çevrenizdeki suratlara ve kahkahalara değil, kendinize de yabancılarsınız. İçinde bulunduğunuz anın kısa sürecek bir mutluluk hali olduğunu ve elbette biteceğini düşünmeye başlarsınız. Sahip olunan mutluluğun yerini, sahip olunanı kaybetme kaygısı alır. Derken korkunç bir ıstırapla başbaşa kalırsınız. Artık o mutlu anların içinden geçmeniz mümkün değildir. "
Gördüklerimin diyetini birkaç damla gözyaşıyla ödeyip rahatladım. Televizyon haberlerine bakmamaya gayret ettim o dönemde. Görmezsem, bu işteki sorumlulığumdan kurtulabilirim; bilmezsem vicdanımı ve kendimi aklayabilirim diye umuyordum.
Beni herhangi bir yere bağlayacak her türlü eşyadan, lüksten bilinçli olarak uzak durup, her an gidebilmeme olanak verecek şekilde sürdürdüm yaşamımı. SAHİP OLDUĞUMUZ HER ŞEY SIRTIMIZA BİR YÜKTÜR.