İnsanın nimeti, insanın kul oluşunun hakikatinde gizlidir. Kulluğunu hakkıyla yaşayan bir kimse için her nasip, Rabbinden ona layık görülen bir emanet olur.
Hakikatli bir kul düşünün. Kulluğunun derinliğinden ötürü ona verilen eş, sadakatiyle onu gözeten bir gönül olur. Evladı, kalbi hayra meyletmiş bir evlat olur. Eline geçen mal mülk, helalinden süzülmüş, özü sağlam bir rızık olur; çünkü o nimet, kulun kulluğuna şahittir. Bu kişinin kabrine düşen toprak temizdir, yüzüne konan toz bile hikmetlidir; zira her şey, onun kulluğunun berraklığıyla aynı çizgide akar.
Ne var ki bu hakikat, dünya hayatında her zaman apaçık görünmez. Kulun eşine dair sınavı ağır olabilir; eğer ona düşen nasip saygısız, emanetine hıyanet eden bir eş olursa, bu durum Rabb’in o kula kıymet vermediği anlamına gelmez. Bilakis, Allah Teâlâ kulluğun gerçek değerini bazen dünya nimetleriyle değil, ahiretteki yüksek derecelerle verir.
Kısacası, kulluk bilinciyle yaşayan kimsenin asıl nimeti, dünyada eline geçenler değil; Rabb’inin onun için sakladığı ebedî karşılıktır. Dünyaya düşen gölge eksik görünse de, hakikat göklerdedir. Kul, kulluğunu koruduğu müddetçe, onun için takdir edilen her şey ya bu dünyada temiz ve bereketli bir nasip olarak gelir ya da ahirette daha yüce bir karşılık olarak tecelli eder.
Ömer Sabuncu