Bütün çocuklar birbirine benziyordu. Kimi esmer, kimi sarışın; kimi tombul, kimi cılızdı ama eninde sonunda bende bıraktıkları his aynıydı: Tuhaf bir aidiyet ve derin bir şefkat.
Aşık olduğun biriyle evlenme; çünkü aşk seni ikna eder. Gözdeki bir bozukluk gibidir, dünyayı olduğundan farklı gösterir sana. Aşık olduğun kişinin kusurlarını istesen de göremezsin; onun kusursuzluğuna ikna olursun çünkü. Aşıksındır yahu! İkna oldukça kaybedersin.
Gün gelip aşk ortadan kalkınca da aslında tanımadığın bir insanla baş başa kalırsın.
Sevdiğin biriyle evlen; çünkü sevgi birleştirir, uzlaştırır, iyileştirir. Sevdikçe kazanırsın.
Nietzsche ayağa kalktı, bir iki adım ilerledi, sonra sandalyesinin arkasında durdu. “Hayır dostum, benim alınyazım yalnızlığın uzak karanlıklarında hakikati aramak. Oğlum, Zerdüşt, bilgelikle olgunlaşacak, ama bu yolda ona yalnızca bir kartal eşlik edecek. Dünyadaki en yalnız adam o olacak.”
Breuer ümitsizlik içinde çöktü kaldı, ama hemen sonra kendini toparladı. Hayır! At bu düşünceleri kafandan! Friedrich haklı: Ödev, adap, sadakat, fedakârlık, özgecilik, kibarlık; bunların hepsi de insanı uyutmaya yarayan ninnilerden başka bir şey değil, hem de öyle bir uykuya yatırıyor ki kimse bu uykudan uyanamıyor, uyansa da ancak yaşamının sonuna geldiği an oluyor bu. İşte o an, insanın hiç yaşamamış olduğunu öğrendiği an oluyor.