Hiç konuşmadan çay içiyoruz. O hâlâ yok ortada. Koca bir akşam geçiyor, o yine yok.
Saat on bir, on iki, bir. Yatak odasına gitmiyorum, orada tek başına yatmak ve beklemek anlamsız, burada da yatmıyorum. Bir şeyle oyalanmak, mektup yazmak, okumak istiyorum; hiçbirini yapamıyorum.
Saat üç, dört oluyor, o hâlâ yok. Sabaha doğru uyuyakalıyorum. Uyanıyorum, o yok.