Zaten aşk acısı çekenler, bazı hastalar için de söylendiği gibi, kendi kendilerinin hekimidirler. Tek teselli ıstıraplarına sebep olan kişiden gelebileceği ve bu ıstırap o kişiden yayıldığı için, sonunda ilacı bu ıstırapta bulurlar. Bu ilacı, ıstırabın kendisi, belirli bir noktada kendilerine sunar; çünkü içlerinde evirip çevirdikçe, bu ıstırap, özlenen kişinin bir başka yanını gösterir onlara; bazen öyle iğrenç bir yanıdır ki bu, onu bir daha görmek bile istemezler, çünkü ondan hoşlanabilmek için, acı çektirmeleri gereklidir; bazen de öyle tatlı bir yanıdır ki, sevgiliye atfedilen hoşluktan onun adına şeref duyulur, bir umut ışığı çıkarılır.
İnsan kendine zarar veren zehri ne kadar severse sevsin, bir mecburiyet yüzünden bir süredir mahrum kalmışsa, ne zamandır tadamadığı ve nihayet kavuştuğu huzura, heyecan ve azapların bitmiş olmasına mutlaka bir değer verir.
Gün içinde sahip olduğumuz zamanın miktarı esnektir; bizim hissettiğimiz tutkular bu zamanı genişletir, hissettirdiğimiz tutkular daraltır, alışkanlıksa doldurur.
Sevdiğimiz zaman, așk o kadar büyüktür ki, bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz șey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidișten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.
Sevdiğimiz bir insanın bize verdiği keder, o insanla ilgili olmayan kaygıların, meşguliyetlerin, sevinçlerin ortasında yer alsa da, dikkatimizi bunlardan ancak zaman zaman ayırıp kederimize yöneltsek bile, acı olabilir. Ama bu keder - bu durumda olduğu gibi -o insanı görme mutluluğuyla dolup taştığımız bir anda doğmuşsa, o âna kadar güneşli durgun ve sakin olan ruhumuzda meydana gelen ani çöküntü, içimizde öyle zorlu bir fırtına yaratır ki, sonuna kadar karşısında mücadele edebileceğimizden emin olamayız.