Seda birgülen

Seda birgülen
@Sdkmn
Puan vermedi·376 syf.··
2026 20. kitabı
İnsan ruhunu tarihsel bir kırılmanın içine yerleştirmiş bir metin. İlk basımının Vakit Hazan adıyla çıkmış olması da boşuna değil; hikâyenin tonunda sonbaharın o ağır, içe dönen melankolisi hissediliyor Roman, Türk Kurtuluş Savaşı yıllarının gölgesinde, bireysel hayatların nasıl parçalandığını ve yeniden kurulmaya çalışıldığını anlatıyor. Büyük tarih sahnesinde top sesleri, işgaller, direnişler varken; arka planda daha sessiz ama bir o kadar sarsıcı savaşlar yaşanıyor.kayıplar, ayrılıklar,aidiyet duygusunun kırılması, devam edebilme” mücadelesi Merkezde genellikle bir kadın karakterin gözünden ilerleyen anlatı, savaşın sadece cephede değil, evlerin içinde, kalplerin kıyısında da sürdüğünü gösteriyor. Bu kitap alışılagelmiş pek çok Kurtuluş savaşı kitabı gibi “kahramanlık destanı” yazmıyor; daha çok, kahraman olmak zorunda kalan sıradan insanların iç sesini duyuruyor. Okurken şöyle bir his oluşuyor: tarih kitaplarının kenarına düşülmüş kişisel notlar gibi… küçük ama yakıcı. Perker’in dili oldukça akıcı ama duygusal doz kontrollü. Yani gözyaşını zorlayan bir melodram yok; onun yerine yavaş yavaş içe işleyen bir hüzün var. Bu da kitabı daha etkileyici kılıyor. En güçlü taraflarından biri, savaşın romantize edilmemesi. Aksine, savaşın bıraktığı “eksik hayatlar”a odaklanıyor. Bu yönüyle kitap, büyük anlatılar yerine kırık kalpler,bozulan düzenler,karışan kafalar tarafından bakıyor. Tarihsel arka plan sağlam ,duygusal derinliği yüksek,Temposu sakin, sindirerek ilerleyen, okuduktan sonra bir süre zihinde dolaşan türden bir kitap . Eğer epik savaş hikâyelerinden ziyade insan ruhunun savaşını okumayı seviyorsanız bu kitap derin bir iz bırakabilir.Ben de bıraktı. Bir kez daha hissettim ki Kurtuluş savaşımız gerçekten müthiş bir destan .Sadece cephede ,silahlarla
Eylülde Dört Yıl / Bir Kurtuluş Savaşı KitabıAslı Perker · Epsilon Yayınevi · 202217 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·114 syf.··
2026 19. kitabı
FELAKETZEDELER EVİ otobiyografik bir roman. Hikâye, Miami’de zihinsel ve toplumsal olarak “uyumsuz” kabul edilen insanların kaldığı bir pansiyon yada bakımevinde geçiyor.Ana karakter William Figueras, sürgün hayatı yaşayan, hayata ve insanlara karşı derin bir öfke ve yabancılaşma hisseden bir yazardır. Bu pansiyon, aslında bir bakım yeri olmaktan çok, toplumun dışına itilmiş insanların bir araya yığıldığı, sert, kaotik ve zaman zaman insanlık dışı bir ortam ve konaklayanların tamamı Küba’dan göçmüş insanlar. Figueras’ın gözünden hem bu mekândaki insanları hem de kendi iç çöküşünü izliyoruz. Net şekilde söylemeliyim ki “rahatsız edici”. Rosales, okuru korumuyor aksine onu doğrudan çürümenin, umutsuzluğun ve deliliğin ortasına bırakıyor. Anlatım keskin, yer yer saldırgan ve çok çıplak. Figueras karakteri kolay sevilecek biri değil; kibirli, öfkeli ve kırıcı. Ama tam da bu yüzden gerçek hissediliyor. Kitabın en güçlü yanı, “felaket”i dramatize etmemesi. Burada felaket, büyük olaylar değil; süreklilik kazanan bir çöküş hâli gibi. Günlük hayatın içinde, yavaş yavaş insanı kemiren bir varoluş sıkışması,yürek darlanması,mide bulantısı gibi…Pansiyon ise bunun somutlaşmış hâli gibi: toplumun görmek istemediği her şeyin toplandığı bir çukur sanki . Kısacası: Bu kitap akıcı bir hikâye sunmuyor, umut da dağıtmıyor.Ama insanın en savunmasız, en karanlık hâlini neredeyse filtresiz bir şekilde gösteriyor.Okuması zor ama etkisi kalıcı bir metin.
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20173,397 okunma
Puan vermedi·310 syf.··
2026 18. kitabı
Cellat Mezarlığı, karanlık ama bir o kadar da insanın içine sızan bir anlatı. Kitap, ölümle yaşamın ince çizgisinde dolaşan, “kenarda kalmış” insanların hikâyelerini merkezine alıyor. Bir kiralık katil var ,bu adamın cesetleri ortadan kaldırmak için işbirliği yaptığı bir mezarlık görevlisi var.Kendi işlemediği bir cinayetin cesedini ortadan kaldırmak zorunda kalan bu adamın bir şekilde içine düştüğü tuhaf bir olaylar silsilesi var .Hesapta olmayan bu cinayetin katili de bir şekilde başrollerden biri olarak değerlendirilebilir aslında. Roman, yolları cinayet ile kesişen farklı insanların iç dünyalarına odaklanıyor. Her biri kendi yalnızlığı, travması ve geçmişiyle boğuşurken, ölümle kurdukları ilişki üzerinden aslında hayata tutunma biçimlerini görüyoruz. Bu kitap, olaydan çok ruh hâli anlatıyor. Atmosferi yoğun, yer yer kasvetli ama asla boş değil;karakterlerin iç sesleri çok iyi kurulmuş.Okurken herbiri gözünüzde kanlı canlı beliriyor. insan psikolojisi, yalnızlık ve ölüm temaları çok iyi işlenmiş. Olay kurgusu da benim için gayet tatmin edici idi. Cellat Mezarlığı’nda karakterler, klasik “iyi-kötü” ayrımından ziyade gri tonlarda dolaşan, kırılgan ve katmanlı.Son derece akıcı bir dili var .Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap olmasına rağmen duygu açısından çok zengin . Çok severek okudum,tavsiye ediyorum .
Cellat MezarlığıAslı Perker · Everest Yayınları · 201751 okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 17. kitabı
Güney Koreli yazar Bora Chung’un karanlık, tuhaf ve yer yer rahatsız edici öykülerinden oluşan bir derleme. Kitap tek bir olay örgüsüne değil, farklı hikâyelere açılan bir “tekinsiz kapılar koridoru” gibi. Gündelik hayatın içinden çıkan ama hızla kabusa dönüşen hikâyeler anlatılıyor. Lanetli nesneler, intikam alan varlıklar, insan ilişkilerindeki çürüme ve kapitalizmin yarattığı baskılar sık sık karşımıza çıkıyor. Bir hikâyede lanetli bir tavşan heykeli kuşaktan kuşağa felaket taşırken, bir diğerinde insan arzuları grotesk ve neredeyse beden korkusuna varan şekillere bürünüyor. Masalsı gibi başlayıp mideye oturan bir gerçeklikle biten hikâyeler bunlar.Okurken daimi bir tedirginlik ve şimdi ne korkunç birşey geliyor duygusu. Bu kitap “korku”yu yavaş yavaş sinir uçlarına işleyen bir sızı gibi kullanıyor. Okurken “garip” hissi hiç gitmiyor. Merak duygusu hep canlı tutulmuş ancak gerilimin tatlı yanı yerine baskın olan duygu “rahatsız edici “
Lanetli TavşanBora Chung · İthaki Yayınları · 20233,564 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 16. kitabı
Andre Alexis’in bu romanında iki tanrı, yani Hermes ve Apollo, bir iddiaya girer:“Eğer hayvanlara insan bilinci verilirse, mutlu olabilirler mi?”Bu sorunun cevabını test etmek için bir grup köpeğe insan zekâsı ve dili verilir.Sonrası… beklenen bir “sevimli deney” değil, oldukça sert ve düşündürücü bir hikâye. Kitap, dışarıdan bakınca bir “fantastik fikir” gibi eğlenceli başlıyor ama kısa sürede insan doğasına ayna tutan bir hale dönüşüyor. Köpekler üzerinden aslında şu sorular soruluyor:• *Bilinç arttıkça mutluluk azalır mı? *Özgürlük mü daha ağır, yoksa cehalet mi daha hafif? *Toplum kurmak doğamız mı, yoksa bir zorunluluk mu? Bana en çarpıcı gelen tarafı şu oldu :Köpekler insanlaştıkça… daha “iyi” olmuyorlar.Tam tersine, güç, korku, hiyerarşi ve çatışma ortaya çıkıyor. Bu hikâyedeki köpekler aslında biziz gibi geldi bana…Hem felsefi hem yer yer sert, hatta rahatsız edici bazı sahne ve dialoglar var . Köpekler insan bilinci kazandıktan sonra konuşmayı öğreniyorlar. Ama hepsi aynı yolu seçmiyor. Bazıları dili kullanarak dünyayı anlamaya çalışırken, bazıları bundan kaçınıyor. Hatta zamanla kendi dillerini oluşturanlar bile oluyor. Dil sadece iletişim değil, aynı zamanda gerçekliği kurma biçimi demek istenmiş gibi geldi bana . Ve herkes aynı gerçeği paylaşmak zorunda değil. Başta eşit gibi görünen köpekler, çok kısa sürede bir düzen kuruyor. Liderler çıkıyor, itaat edenler oluşuyor, dışlananlar beliriyor ve hatta öldürülenler oluyor…
Tanrılar Zar AttığındaAndre Alexis · Nora Kitap · 2016178 okunma