İnsan ruhunu tarihsel bir kırılmanın içine yerleştirmiş bir metin.
İlk basımının Vakit Hazan adıyla çıkmış olması da boşuna değil; hikâyenin tonunda sonbaharın o ağır, içe dönen melankolisi hissediliyor
Roman, Türk Kurtuluş Savaşı yıllarının gölgesinde, bireysel hayatların nasıl parçalandığını ve yeniden kurulmaya çalışıldığını anlatıyor. Büyük tarih sahnesinde top sesleri, işgaller, direnişler varken; arka planda daha sessiz ama bir o kadar sarsıcı savaşlar yaşanıyor.kayıplar, ayrılıklar,aidiyet duygusunun kırılması, devam edebilme” mücadelesi
Merkezde genellikle bir kadın karakterin gözünden ilerleyen anlatı, savaşın sadece cephede değil, evlerin içinde, kalplerin kıyısında da sürdüğünü gösteriyor.
Bu kitap alışılagelmiş pek çok Kurtuluş savaşı kitabı gibi “kahramanlık destanı” yazmıyor; daha çok, kahraman olmak zorunda kalan sıradan insanların iç sesini duyuruyor. Okurken şöyle bir his oluşuyor: tarih kitaplarının kenarına düşülmüş kişisel notlar gibi… küçük ama yakıcı.
Perker’in dili oldukça akıcı ama duygusal doz kontrollü. Yani gözyaşını zorlayan bir melodram yok; onun yerine yavaş yavaş içe işleyen bir hüzün var. Bu da kitabı daha etkileyici kılıyor.
En güçlü taraflarından biri, savaşın romantize edilmemesi. Aksine, savaşın bıraktığı “eksik hayatlar”a odaklanıyor. Bu yönüyle kitap, büyük anlatılar yerine kırık kalpler,bozulan düzenler,karışan kafalar tarafından bakıyor.
Tarihsel arka plan sağlam ,duygusal derinliği yüksek,Temposu sakin, sindirerek ilerleyen,
okuduktan sonra bir süre zihinde dolaşan türden bir kitap .
Eğer epik savaş hikâyelerinden ziyade insan ruhunun savaşını okumayı seviyorsanız bu kitap derin bir iz bırakabilir.Ben de bıraktı.
Bir kez daha hissettim ki Kurtuluş savaşımız gerçekten müthiş bir destan .Sadece cephede ,silahlarla