Daha ''diyalektik materyalizm''in yeni içilir bir şey olup olmadığını öğrenemeden günün en radikal partisine çalışan bir üye, yine o gün çok dar bir çevreye içine alan devrimci bir öğrenci örgütünde yönetici durumdaydım. Dolayısıyla şiirde benimsemeye çalıştığımız (çalıştığımız, çünkü yapımızda feodal ve ilkel sosyal değerleri barındırıyorduk) burjuva kafa yapısının bizler için ne derece öldürücü, nasıl köleleştirici olduğunu kavrayamazdı. 𝐵𝑢𝑟𝑗𝑢𝑣𝑎𝑙𝑎𝑠̧𝑚𝑎𝑘 𝑖𝑙𝑒𝑟𝑖𝑐𝑖 𝑜𝑙𝑚𝑎𝑘 𝑎𝑛𝑙𝑎𝑚ı𝑛ı 𝑡𝑎𝑠̧ı𝑦𝑜𝑟𝑑𝑢. Eliot'a ulaşabilmek (!) için çaba harcıyorken N'azım Hikmet karşısında duyduğumuz coşkuyu saklamak gereken gereğini duymuyorduk. Oysa bu şizofrenik bir durumdu. Bu hastalığı son yıllarda bütün aydınlar yaşamıştır. Belli bir dönem (1960-1965) içinde sanat-siyasa sanat siyasal ilişkisi üzerine yazılanlar açılıp bakıldığında Türkiyeli aydınların önemli ve bölümünün derin bir biçimde ''şizofreniden muzdarip'' oldukları görülecektir. Düşüncenin parçalanması, düşünceyle davranış arasındaki uyumsuzluğu gölgede bırakacak bir düzeydedir. İkinci Yeni şairleri şiirlerin çıkmazda olduğunu anladıkları zaman hastalığın belirtileri iyice su yüzüne çıktı. Ama onlar hastaların üstesinden gelecek gücü gösteremediler. Marksist yapıtların yaygınca okunmaya başlanması, Nâzım Hikmet'in Türk şiiri üstüne yeniden etkili bir biçimde boşalıvermesi ve bunların nedeni diyebileceğimiz, Türkiye demokratik ortamında solun somut etkinliği İkinci Yeni şairlerini kendi geçmişlerinin muhasebesini yapmaksızın (hemen hepsi emperyalizmin çöküşü ağrılarını yansıtan bunalım edebiyatına özenmeden önce ''vatanperver'' bir edebiyat anlayışının içinde idiler) durumu kurtarma, onarma çabasına itti.''
''Edebiyatta (özellikle şiirde) burjuva düşüncesinin kesin egemenliği ile siyaset alanında genel anlamıyla solun ağırlık kazanışı arasında belirgin bir çatışma göze çarpıyordu. Ama bu belirgin çatışma ustaca bir üçkağıtçılıkla örtülüyordu, İkinci Yeni şairleri en radikal dergilerinin sanat yapraklarında yer alıyor, düzyazılarına tumturaklı sol (!) yargılar oturtuyorlardı. Böylesi bir gelişim onların hâlâ solcu görünmelerine ve gençlerin ''iğfal edilmelerine'' yol açtı. Gelişimin köklerini İkinci Yeni'nin çıkış döneminde bulabiliriz.''