Suzan Defter, birden fazla aşkın, birden fazla sevdanın, birden fazla sorunlu aile ilişkisinin hikâyesi. Tüm hikâyeler kırık dökük, eksik, yarım. Yaşanmamış çok şey, söylenmemiş çok söz, ortaya konmamış çok sevgi ve yarım kalmış kocaman bir aşk var bu kitapta.
Kitabın sol tarafındaki günlüğün sahibi Ekmel Bey; aşksız bir anne babanın çocuğu olarak büyümüş, evlenmiş, eşinden ayrılmış, büyük bir evde tek başına yaşayan ve tüm insanlarla ilişkisini kesmiş, işini bırakmış bir avukat. Hayatının bir kayıp olduğuna inanan, neredeyse tüm umutlarını yitirmiş; öyle ki, ardında bir iz bırakmak için yazmaya başladığı defter bitince ölümü planlayan biri. Arada kendisini arayan ağabeyi ve kızından başka kimsesi, dışarıya açılan bir penceresi yok. Kendini hapsettiği evini aynı zamanda satışa da çıkarmış; sırf dışarıdan eve birileri gelsin diye. Telefonda sesini beğendiği kadın alıcılara randevu veren Ekmel Bey, randevu saati geldiğinde canı istemezse kapıyı hiç açmıyor, canı isterse de kapıyı açıp gelene evi gösteriyor, hiçbir zaman satmayı düşünmediği evini…
Sağ tarafta yer alan satırlar ise Derya tarafından yazılmış kitapta. Derya; annesini çok küçükken kaybeden, babaannesi ve hayran olduğu ağabeyiyle yaşayan, karanlık işler yapan babasından sevgi göremeyen, babaannesinin ölümünden sonra ise kendini eve kapatan, ağabeyine inat evlenen, sonra boşanan, evden dışarı çıkmak için bir nedeni olmayan ama tutunmaya çalışan, otuzlu yaşlarının sonunda bir kadın. Ekmel Bey‘i, satılık ev ilanı için arıyor; hiçbir zaman satın almayacağı ev için, sırf eve bakma bahanesiyle evden dışarı çıkmak için arıyor…
Aralarında, tarif etmesi zor bir bağ oluşuyor bu ikilinin. Yalnızlıklarını, bir şekilde paylaşacak bir yabancı bulmuş olmaktan kaynaklı bir bağ, belki de. O kadar ki; Ekmel Bey, para