Anladım ki onu ümitsiz ve şifasız bir surette seviyorum. Bu, o kadar yavaş yavaş benliğimi istila eden bir şey olmuştu ki dimağıma, kalbime ve ruhuma, bütün mevcudiyetime ağır fakat kati bir kudretle yerleşmiş, yayılmıştı. Şimdi artık bütün mevcudiyetimde ondan ari (kurtulmuş) bir nokta, bir cüzi (pek az) fert bile yoktu ki şurası da boş diyebileydim.
Yola koyuldum ama, ilerlemek ne de zor;
şu yorucu yol var ya, ben sonuna vararak
Rahata kavuşmayı umarken, şöyle diyor:
'Sen ne kadar gidersen dostun o kadar ırak.'